9 Mayıs 2009 Cumartesi

Bir garip duygu...

Hayat garip bir koşuşturmacaydı aslında. Herkes bir yerlere yetişecek,kariyer yapacak,hırs yapacak, bir yerlere gelecek elbet. Endüstriyelleşen düzende betonlar hakim olacak,çiçekler unutulacaktı hayatın her alanında. Betonları delen çiçekler ise acımasızca sökülüp atılacaktı köklerinden. "Money talks" denilecek, fani dünyanın funny olduğunu unutuverecektik bir anda. Herşey daha bir üniversitede okumak için,herşey diploma için,herşey iş için,herşey iyi para kazanmak için. Ya maneviyat? Hayatı boyunca onurla giydiği tek takım elbisesi ortaokul+lisede 7 sene boyunca üstünden çıkarmadığı elbisesi olanlar endüstrinin çarklarının hangi dişlisinde yer alıyordu peki?

Kayseri'nin sokaklarında güneşin kavurduğu tertemiz çocuklardık biz. Okulumuzun beton ve küçücük sahasında top oynamaktan dahi mutluluk duyan, aldığı dürümü ortadan ikiye bölüp arkadaşına veren, üç dört kişi öğle aralarında age oflar'a kaçışlar neler neler... Çıkarsız,yalansız, sade bir dünya. Kayseri 13.sü olmuştum zamanında ama hiçbir zaman bu sadeliğin dışına çıkıp betonlaşmayı düşünmemiştim. Lisede bu ortama kıyıp da terkedemedim. Üniversite sınavı yaklaşırken lisede Fen Lisesi'ne ve şehirdışına kaptırdığımız arkadaşlarımız aslında ne kadar dağılacağımızın habercisiydi. Sisteme yenilmiş,hepimiz bir yana dağılmıştık. Bir türlü dağılamamıştım kendi adıma. Şehirdışında geçen 6 seneyi yurtdışı kabül ediyor, herkes memleketten kaçarken mersine değil tersine giderek daima Kayseri'ye gidiyordum. Okumak gibi bir hırsım olamadı asla ne yapayım. Uzadıkça uzadı üniversite. Vefasız değildim, arayıp soranları da sormayanları da takip ediyordum.

Yurtdışına çıkan arkadaşlarıma endüstriyel düzen içinde belki huzura kavuşurlar,belki de ideallerine kavuştular diye sevindim ama tablo giderek tarlaların ortasındaki yalnız ağaçlara dönüşüyordu hepimiz adına. Üzerlerine yüzlerce binlerce şarkı eklenmiş dahi olsa o yıllardaki şarkıları benzer duygularla dinliyor, hala o yıllarda okuldan kaçıp kaçıp gittiğimiz yerlere gidiyor, canımdan çok sevdiğim Tavlusun'u bırakamıyor, saçlarımı hala uzatacağım düşüncesiyle aynı lisedeki gibi yandan tarıyor, o yılalrda aldığım telefon hattını ısrarla kullanıyorum. Zaman geçti,köprünün altından çok sular aktı ama değerler değişmedi zamana yenilmedi. Yüzlerde biraz hüzün bıraktı,biraz yıprattı zaman hepsi bu.

Mekanik üniversite hocalarına inat hala Ferit Hoca'mın derin derin tarih anlatışını ayağa kalkıp anahtar kelimeleri yazışını, İbrahim Hoca'nın birbirinden ilginç hikayeleriyle süslediği edebiyat derslerini, kafamı yana çevirdiğimde marka giyinerek dikkat çekmeye çalışan tipleri değil sade ve mütevazi dostlarımı ve tabiki de O'nu hatırlıyorum. Hepinizi çok özledim.(Bütün hocalarımızı tek tek hatırlıyorum.İmdat Hoca, Metin Hoca, Mustafa Sönmezçiçek Hoca ve diğer bütün hocalarımızı anlatsam ikinci bir yazı daha yazmam gerekecek. Onlara da ayrı ayrı teşekkür ediyorum.)

Son olarak. Pink Floyd dinleyenler varsa daha manalı olacaktır: "Another Brick In the Wall, or not?

Hepinizi çok özledim.

1 yorum:

margo dedi ki...

tek bir umut bile yok mu insan geçmişle yaşayınca..
bilirim geri gelmezler ama en güzel günleriydi onlar, hayatımın..