28 Kasım 2008 Cuma

Bizim de artık takım otobüsümüz var


Metro Turizm hediye etmiş. Şu günlere kadar takım otobüsü bile olmayan takımımızın eski otobüsü maddi sıkıntımızın gözler önüne serilen bir gerçeği. Ancak tasarım muhteşem olmuş. Kazasız belasız nice galibiyetlere nasip olsun bu otobüs.

27 Kasım 2008 Perşembe

Yeni fonu beğendiniz mi?

Blogun arka fonu değişti. Eleştirilerinizi dinlemeye de hazırım.

Tayyip Erdoğan & Deniz Baykal el ele...


...Hep beraber tribünlere!

26 Kasım 2008 Çarşamba

İncelikler yüzünden | 12

-Elinde çayla uyuyan insan modeli... Bir demlik çayın üstüne de itinayla uyunabilir.

-Bazooka mı Binboa mı gibi lüzumsuz bir soru... Çok da önemliydi sanki. Maksat beraber olmak,güzel vakit geçirmekse bu tarz detaylara sinir olurum. Bakarsın cebine hangisi kesene uygunsa onu alırsın arkadaş ortamında. Tabi bir de Binboa-Absolute kıyaslaması var aman girmeyim. Ne demiş Ruslar: Vodka-Connecting people.

-Dalgınlık başa bela. 219 nuamralı oda diye 220'ye girmek,iktisat tabelasını işletme okumak,kırmızı ışıkta dalgın dalgın karşıya geçmek. Üstümde ciddi bir halsizlik var. Bazen söyleneni de anlamıyorum. Galiba sağlıksız beslenmek vücudu çok etkiliyor. Tembellik edip spora da ara verirsen anfi 3 diye 5e de girersin, siyahı beyaz da görürsün.

-Yorgun tınılar dinliyorum şu aralar. Loreen McKennit'in mistik ezgileri eşliğinde sonsuza uzanan hayaller. Hayaller de yorgun.Eskiden toz pembe olurlardı.Şimdi gri bir sis perdesi.

-Şu sigaradan beni kurtaranın kırk yıl duacısı olurum.

-Anlamlı anlamsız yazma isteği... Üç ayda bir sayısı 20'yi bulan yazılar diğer iki ayda 4-8 arasına iniyor. Tanıtım yazısındaki paranoyak kısmı içimi ferah tutuyor hiç olmazsa.


-Tatsız tutsuz günlere devam. Gri havada yağan azıcık yağmura da üzülüyorum. Yakında 1 litre su için insanlar birbirini öldürecek.Durmak yok tazikli sularla araba yıkamaya devam. Haram olsun o sular size. Bu susuzluk bana yabancı değil. Küçücük hortumlarla 13 dçönümlük bağı azıcık suyla suladığım yıllar bu sorunun büyüklüğünü çok güzel anlattı. Gerçi lokal Firavun Gökçek kitleleri uyutuyor ama kendisi de uykusuzluk çekiyor bu sorun karşısında. Kar yağdır Mevlam kar.

25 Kasım 2008 Salı

Anadolu halkından sesler korosu | 1

Aslında daha evvel de bütün Türkiye'nin nedense kenetlendiği ama bizlerin takmadığı maçları tiye almıştım(:

Aslında takmamak değil de ne bileyim heyecan vermiyor.Fenerbahçe tamam Porto'yu yensin kabulümdür, keyiflenirim de hatta ama asla Gençlerbirliği'nin Valencia'yı yenebilmesi ihtimalinin zevkini veremiyor İstanbul takımlarının Avrupa maçları. Ancak birkaç arkadaş arayacak gel iki biranı da kap diyecek belki o zaman. Misal Chelsea-Fenerbahçe maçı vardı, o maça da takım tutmayan kokoreççinin hantallığı eklenince birden içimdeki futbol aşkı uyanmış ve pür dikkat o maçı izlemiştim.

Çayımı aldım,sigaramı yaktım. Morrissey-Boxers eşliğinde Championship Manager'ın keyfini çıkarıyorum bu maç esnasında. Tamam hepsi Türk takımı ama neden acaba İstanbul takımlarının maçları "milli" bir dava haline getiriliyor da milli takımın kendisinin maçları milli olmuyor acaba? Bazen sırf bu muhteşem spikerler yüzünden güzelim Şampiyonlar Ligi maçlarını izlemiyorum. Normalde kendi takımı için deplasman yapan zat-ı muhtereme(iyi halt ediyorsun) salona kadar yürüyüp televizyonu açmak zulüm geliyor millileştirilen bu maçlarda. Fenerbahçe'nin veya diğerlerinin başarısıyla ülke puanı artar ama bu "milli" bir başarı değil Fenerbahçe'nin başarısıdır.

Cavcav'a sesleniyorum buradan.Ankara'ya Parmalar'ı Valencialar'ı,Blackburnler'i getirsin. -40 derece olsa gene canlı canlı izlenir.

Filmlerde "kötü adam" hastalığı

Sevmiyorum kardeşim iyi adamları. Hep bayık,hep can sıkıcı tiplerdir. Gören Allah onları iyilik yapsın diye göndermiş sanacak. Nerede kötüdeki doğallık ve samimiyet? Sonu iyilerin kazandığı hiçbir filmden haz almamak ruhsal bir bozukluk mudur yoksa yandan yemiş hayatların filmlere saçılan öfkesi midir? Kötüler kazansın:

Bıyık olmadan olmuyor bu adamın kötü imajı ama kazanmış ya ona bakalım.

23 Kasım 2008 Pazar

Menemen

Bekarlık sultanlıktır sözünü sultanlaştıran en büyük icattır. Yanında çay olmadan yiyeni dövüyorlarmış.(çay bardağının ince belli olması gerektiğini söylememe gerek yok galiba.) Mavi-siyah tavamla özdeşleşmiştir kendileri.

22 Kasım 2008 Cumartesi

İncelikler yüzünden | 11

-Bazen öldüğümü düşünüyorum.Biricik anacığımın,anneanneciğimin, babamın, az ama öz dostlarımın gözyaşlarını... Yaşamak için çabalamıyorum ama ölüm sonrası durum aklıma geldiğinde de ölmek istemiyorum. Öyle ince bir çizgiymiş ki yaşamla ölüm arası. Daha İrlanda'ya gidecek gezecek belki de yaşayacaksın,gençken MK1 yaşlanınca bir Dodge Charger süreceksin, Allah'ın cezası işletme diplomanı alıp kep törenine sarhoş geleceksin, o diplomayı aileme gösterip onların mutluluğunu buruk da olsa izleyeceksin, tarih profesörü olup ülkemiz tarihini Avrupalılar'ın şekillendirmesini engelleyip Avrupa'nın canına ot tıkayacaksın can dostunla aynı eve çıkıp sabahlara kadar 6-6 biten FIFA maçları oynayacaksın, belki hayatının kadınını bulup evlenip çok mutlu olacaksın, çok sevdiğin Tavlusun'una kavuşacak dede yadigarının yok olmasını engelleyeceksin,çocuğunu safkan Erciyessporlu yapacak,onu Erciyesspor altyapsına verecek Zidane düzeyinde futbolcu bile olsa başka hiçbir takımda oynamadan sadece Erciyesspor'da 17 veya 38 nolu formayla attığı golleri izleyeceksin gibi bazen tutarlı bazen de uçuk hayaller geliyor aklıma. Kavak Yelleri'ndeki Efe gibi yamuk ağız bir gülümseme oluşuyor.Sonra alt dudak bir çocuk misali bükülüp yerini hüzüne bırakıyor.

-Biricik dedem keşke yaşasaydın... Her gün çok sevdiğin beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın şarkısını dinlerim. Sen varken hayat başkaydı. Rahmet istiyorsun sanırım ki adını andırdın gene. Keşke ben de senle beraber ölseydim. Asla kopmazdık dede-torun olarak. Sensiz içilen her çorbanın tuzu eksik,her ekmek saman, her yağmur hüzünlü, her güzellik çirkin. O mavi gözlerindeki ışıkla aydınlandık biz. O ışık olmadan önümüzü göremiyoruz koca çınar! Dallarının tatlı tınısı kulağımda çınlanıyor,gözlerime buğu olarak dönüyor. Bir kez daha olsun rüyamda göreyim seni lütfen. Senle vedalaşalı 5 yıl oldu ama her 25 Haziran değil her gün acım aynı şiddette. Ölüm fani ama funny dünyanın en soğuk şakasıdır insanlığa. En soğuk şakandı ölümün birtanem mavi gözlü dedem. Ben senle bir kez olsun emektar Kartal'la sol şeritte 40 km hızla gidip yılların yıprattığı kasetten boğuk boğuk çıkan tınıda bir tatlı huuuzuuuuur almaaaya geldiiim ah Kalammmmııııştaaaaaa ah Kalamııııııışta'yı dinlemek istiyorum.

- 10 ve 11 numara yaramadı. Sen defansın vazgeçilmez adamısın be abi diyorlar. Gerçekten de en zorlandığım incelikelr yüzünden serisi.Bu seferki tamamen kişisel oldu. Blogsal konulara değinmişken çok da sık yazmamama rağmen ısrarla takip eden herkese teşekkürlerimi sunuyorum. 20000. tıka da ulaştık.Blogun 1 yaşını kutlayamadık bari buna sevineyim.Narsist tutumu sevmiyorum.Yok benim blogum aslan,kaplan,ben istersem nice dağları deviren yazılar yazarım şeklinde havalara(trip) giremem. Kendi halinde paranoyak bir zatın not coool hatta never cool but original tadında kafasına estiğinde yazdığı üç beş cümlecik işte. Not cooldan kasıt blogun tribünlere oynamayışı but originalsa kopyala yapıştır üç spor haberi bir taş hatun resimli bloglara inat çamurdan olsun bizim yazımız olsun abi mantığıdır. Ne mantık ama(!)

Rakipsiz

Abideki ciğer ciğer değil körük mübarek.Photoshop olabilir mi düşünceleri geçerli ama gerçekse de adamcağız 40'ını göremeden ölür gider.

+10