kısa kısa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kısa kısa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Şubat 2011 Perşembe

İncelikler Yüzünden | 17 "Azamî Süre Azmi"

-17.. Çanakkale. İkinci memleketim. İnadın inadı bir şehirdir. Tam 250000 canla düşman püskürtülmüştür. 2007'de de bir avuç Çanakkale köylüsü, Amerika'yı Kaz Dağları'ndan defetmiştir. Yoğun Kırım göçü almış şehirlerdendir. Biraz da Kırım'dan geliyor sanırım inat.

-İnat... Körükörüne olduğu zaman insanı dibe sürüklerken birçok konuda da kurtarır. Yapamazsın, başaramazsın gibi imkânsızlıklar üzerine kurulu ihtimallerde büyük faydası vardır. 7. sınıf 2. dönemin başıydı. 2 yıl okula uğramamış, 24 yaşına gelmiş manevî mânâda çok yorgun bir bünyem ve tam 18 dersim vardı. 2010 Şubat ayıydı. Emsallerim ya kendini kapsamlı olarak çıkacak af için okuldan attırmış, ya da ÖSS'ye girerek başka üniversitelerde en az 4 sene daha ömür çürütmeye karar vermişlerdi. Babam: "Oğlum hayatta asla vasat olma, ya en iyisi ol ya da en kötüsü. Hangisi olursan ol mutlaka çabala, sonucu mühim değil." derdi yıllardır. Zamanında Kayseri 13.sü, Türkiye 1500.süydüm. Korkak dövüş bana göre değildi. Savaşmaya karar verdim herkesin acımaklı ve alaycı gözleri eşliğinde. İnsan yeter ki birşeyi başarma konusunda kararlı olsun, azmedene yardım edeni çok olur derler. Hani futbol maçları uzatma süresinin ardından penaltılara kaldığında futbolcular birbirlerinin omzuna sarılarak kenetlenir ya okulun bu emektar defansına da az ama öz arkadaş çevresi kenetlenmişti. Benim azmim tecrübem ve onların bilgileri bizi çok güçlü bir takım haline getirmişti. O kadar çalışmaya rağmen vizelerim pek de istediğim gibi geçmemişti. Moralim bir anda çökmüştü. Ancak tavlada 4-0 geriye düştüğünde maçı nasıl 5-4 çeviririm diye stratejiler geliştiren bünye gene can almadan can vermeyecekti.

-Finallere kadar oldukça hareketli bir yaşantım oldu. Birçok derse girmeye devam etmekle beraber hayatımda olumsuz birçok gelişme oldu. Moral, sabır ve sinir katsayım çok zorlanmaya başlamıştı. Ancak ne pahasına rağmen hiçbirşey finallere yansıtılmayacaktı. Finallerden en önemlisi DC düşmüştü, bölümün en zor derslerinden birisidir. Bizde ortalamanız 2.00'ın üstündeyse DC + alır geçersiniz, 2.00'ın altındaysa o ders DC - olarak size döner, kalır, saç baş yolarsınız. Ortalamam 2.00'ı zorluyordu, son derse kalmıştı işim. Finali çok iyi geçmişti ama vizesi düşüktü. Üstelik tarihî bir hata yaparak memleket hasretine yenik düşerek Kayseri'ye dönmüştüm. Bedelini çok ağır ödedim. İyi bir harfle geçerim dediğim dersten dramatik bir şekilde kalmıştım. O dönem tek amacım 6 dersin 5 dersini vermek böylelikle ders sayımı 13'e düşürerek telafi sınavlarına girip ders sayımı 2'ye düşürmekti. Ancak ummadık taş baş yarar hesabı en güvendiğim dersten kalınca DC olan dersim de kalmış oldu ve ders sayım 15'de kaldı. Bu da telafi sınavlarına girme hakkını kaybetmek demekti. Nerede ders sayısını 2'ye düşürmek, nerede 15 ders.

-Maalesef azamî süre öğrencisi olmayı garantilemiştim, üstelik de 15 alttan dersim vardı. Almadığım o meşum 2 dersle beraber 2011 Ocak sonuna kadar sadece 5 dersim kalmalıydı, yoksa atılıyordum. Önümde sadece yazokulu ve azamî süre sınavları vardı. Yazokulunda serin havaları seven bir insan olarak çok büyük sıkıntı yaşamaktaydım. Vizelerim çok kötü geçti. Artık birçok arkadaşım benden ümidini kesmişti. Ancak finallerde sıcaklardan bayıla bayıla çalışarak 4 dersimin 3'ünü verdim. Kaldığım sınavda ise fenalaştım, evime döndüğümde suratım mermer gibiydi. Geçtiğim sınavlardan birisinde vizem herkesten düşüktü, maalesef arkadaşlarımdan birisi hariç o dersi alan herkes kaldı. Ramazan ayında verdiğim o ders gelecekte olacakların habercisiydi.

-Herkes memleketindeyken Eylül ayında doğrudan okula geldim. Alıp kaldığım bazı dersler hiç almamışım gibi görünüyordu, okuldan atılma tehlikesiyle burun buruna gelmiştim. Azami süre sınavlarına girebilmenin tek şartı o dersi daha önce alıp kalmış olmamdı. Benden üniversite hayatında geçirdiğim 8 yıl yani 16 dönemi hatırlamam istendi. Çok zor da olsa o görünmeyen 3 dersi hatırladım, okulun küf kokan arşivine inilerek resmî ispatımı yaptım ve almadığım ders sayısının sadece 2 olduğu tespit edildi. Yazokulunda 15 dersin 3'ü temizlenmiş 12 ders kalmıştı. 12 dersin 2'si hiç almadığım ders olduğu için 10 dersten azami süre sınavına girmek zorundaydım ve en az 7'sini vermeliydim.

-Atılmak lafını her duyduğumda okuldan mı atıldım diye tepki veriyordum. Sürekli bir af söylentisi vardı, hergün telefonuma gelen 10 aramadan 8'i "Berk af çıktı duydun mu" şeklinde idi. Ancak af çıkmamıştı. Sinir bozan, yıpratan bu süreçte sinirlerin çelik gibi sağlam olması gerekiyordu, yoksa aklî dengeyi kaybetme tehlikesi vardı.

-Kayıtlarımız sadece dilekçe ile yapılırken yanlışlıkla internetten kayıt yaptım ve vizelere girmiş bulundum. Oysa bizlerin sadece finallere girme hakkı vardı. Seçmeli derslerimden birisi iptal edilmişti, yerine başka bir seçmeli ders almıştım ama dersine hiç girememiştim. Aylarca Ocak ayını bekledim. Kendimi binlerce kişilik Rus ordusuna karşı savaşacak birkaç Kırım atlısından biri gibi hissediyordum. Durum aslında savaştan çok hayatî bir futbol maçına benziyordu. Bir futbol takımı 90 dakika iyi oynayamayabilir veya hakem maçı katledebilirdi.

-Ocak ayı sonunda gelip çatmıştı. Okulda yatıp okulda kalkıyorduk üç azamî süresi öğrencisi olarak. Bazı zamanlar eve sırf duş almaya yemek yemeye uyumaya gittiğimiz oluyordu. İlk dönemin 6 sınavı sadece 5 güne sıkışmıştı. Perşembe günü 2 sınava girdikten sonra (üstelik birisi 19.30'da başlıyordu) ertesi günkü sınava dahi sabahladım. O sınav hayatım boyunca unutamayacağım bir sınav olacaktı. Sırf tek bir kalemi aylık yerine yorgunluktan yıllık olarak gördüğüm için bu kadarcık bir hata tam 20 puanıma malolacak ve DC'den o dersten bırakılacaktım. DC, normal öğrenciler için geçme notlarından birisi olabiliyorken azami sürelere en az CC gerekiyordu. Hocamız, biz azami süre öğrencilerini aşağılarken defolun şeklinde odasının kapısından içeri almazken hemen arkamızdan gelen 2 tane kız öğrenci o aşağılık emo Türkçeleri ile "Hocaaaeeeeeam biz BA aldık, AA yapar mısınaaaıııaaıız" sorularına karşılık aldılar, onlar hocanın odasına girerken biz gururumuz incitilmiş bir şekilde sessizce aşağı indik. Sessizce derken zıvanadan çıkmış halde aşağıda içimiz ferahlayana kadar homurdandık.

-İkinci dönemin sınavları yapılmaya başladı. 4'ü de üstüste güne konmuştu ama buna da razıydım. Kimi hocamız anında okuyordu, kimisi ise 2 kağıdı günlerce okumayarak günlerce bizi okulun koridorlarında süründürüyordu. Cuma günü son sınavıma gelindiğinde ise perşembe gecesi bir akrabamın vefatını öğrenmiştim, cenazeye katılamayarak o sınava girmek zorunda kalmıştım.

-Pazartesi günü son sınavım açıklandığında 10 dersimin 8'ini geçtiğimi öğrendim. Bölümün en zorları dediğim bazılarını da vermiş olmanın etkisiyle o gün yanımda uğur olsun diye getirdiğim Erciyesspor atkımı açtım, arkadaşların şok olan bakışları açısından bizi defeden hocanın kapısının dibinde içim boşalana kadar tezahürat yaptım ve gittim. Pişman mıyım? Çocukçaydı ama o sınavlarda çekilen eziyeti ancak ve ancak çeken bilir.

-Ne mi oldu ?

7. sınıf 2. dönem [Ocak 2010] : alttan 18 ders

8. sınıf 1. dönem sonu [Ocak 2011]: alttan 4 ders. [ 2'sinden bütünlemeye girip 2'ye düşürme hedefim var.]

-Azimle, çalışmayla bu kadar ağır bir durumun dahi altından kalkmak mümkünmüş. 30 dersten sınava giren arkadaşım şimdiden 27'sini verdi, almadığı ders sayısı 5 olduğu için hiçbir dersten kalmaması gerekn bir arkadaşım tek bir dersten bütünlemeye kaldı, 60 azamî süre öğrencisinden harcını yatırdığı halde okulu bırakan 33 öğrenci ise hala affı bekliyor, tek bir ders vermeksizin.

- Bütün bunlar gerçekleşirken bazı öğrenciler bizler için çirkin sözler sarfediyormuş meğerse. Güya biz kayırılıyormuşuz. Bunu sarfeden bir arkadaşa aynen şunu söyledim: "8 seneye uzat, atılmamak için 1.5 ay okulda yat kalk, seni de kayırsınlar(!)" Onlara hiçbir zararım olmayan ortalamalarına dahi sonsuza kadar katılmayacağım bir sınavda aldığım 60 civarı not dokunmuş kanlarına. İşin ilginci kabul edilebilir ki 25-26 yaşına gelmiş insanlar hayatına başlayabilsin diye istese tüm hocalar yardım eder, ister 25'i CC yapar. Ancak sandıkları gibi olmadı. Allah razı olsun yardım eden hocalarımız oldu lâkin yardım edildiği söylenen bütün sınavlarda kâğıtlarım zaten dolu doluydu. Ayrıca tek bir sınavı kalmış ve yeni doğum yapan o dersten kalsa atılacak bir öğrenci vardı. O öğrenciyi hangi vicdan kıyıp okuldan atar acaba? Okulumuzda 150 öğretim görevlisi varsa bunu yapacak öğretim görevlisi 5'i geçmez. Benim gibiler kopya çekenler yüzünden 0.3 puan için bir dersten kalırken bu dürüst(!) arkadaşlar neredeydi acaba en çok da onu merak ediyorum. Hayatta en çirkin şeylerden birisi iftiradır ve Allah, özellikle en genci 25 yaşında olan bizlere karşı üstelik de kimsenin ortalamasına etki etmediğimiz halde ileri geri konuşan kim varsa onu ıslah etsin.

-Geçmişin bedelini yıllarca ödeyen bir insan olarak sonunda geleceğe bakabiliyorum. Destek olan, yeri geldiğinde benim için memleketlerine gitmeyen, yeri geldiğinde sırf dersime yardımcı olabilmek için çalıştığı işyerinden izin alan, gece gündüz arayarak halimi hatrımı soran moral veren bütün arkadaşlarıma ve emeği geçen geçmeyen bütün hocalarıma teşekkür ederim. Kalan 2 bütünlemeyi de verip iyice rahatladıktan sonra, kariyerime ve özel hayatıma rahatlıkla odaklanabileceğim. Kariyerim adına nerede ne zaman ne yapacağımı az çok belirlemişken (aslında çok net belli ama burası Türkiye) özel hayatımdaki belirsizlik ve gizem hala devam ediyor.

16 Ocak 2011 Pazar

Tasarruf haftası!


Eskişehir Büyükşehir Belediyesi başkanı Yılmaz Büyükerşen'den zekâ dolu gönderme

28 Aralık 2010 Salı

İncelikler Yüzünden | 16

-Tribal bir saçmalama, sayıklama ile yine yeni yeniden karşınızdayım. Yazamıyorum. Kendim gibi kalemim/klavyem (artık neyse!) de lanetli. Olsun o kadar.

-Facebook çıktı çıkalı bloglar gözden düştü demeyeceğim ama son bir yıldır iyice unutuldular. Bir dönem pıtırak gibi çoğalmışlardı oysa. Popülizm işte. Pıtıraklar ayıklandı, GERÇEK bloglar kaldı çok daha iyisi böylesi belki de. Kendi adıma okunur okunmaz bilmiyorum çok da değil. Birgün bana birşey olursa sevdiklerime bırakabileceğim herkesin okuyabileceği yazı kırıntıları bırakıyorum ya bu yeter de artar.

- Spartacus çok seviyorum seni. "Trakyalılığın", eeşini hiçbir şartta unutmayışınla, asaletinle takdirle izliyorum. 26 Ocak gibi yeni sezonu başlıyormuş, internette 2. sezon yok şu bu dönüyor birşeyler ama yapımcısının kendi sitesi yalan söyleyecek değil ya.

- Anayasanın ilk üç maddesinden bihaber cahiller ordusu gene konuşuyor. Yok ikinci dil, yok özerklik derken şimdi de adamın birisi çıktı ebced hesabıyla başkentlik Ankara olmayacak diyor. Yok kardeşim öyle bir dünya. İlk üç madde değiştirilemez diyen anayasanın 4. maddesi değiştirilebilir diyen hukuk profesörlerine(!) 174. maddeyi okumlarını şiddetle öneriyorum. Ağzı olan konuşuyor diye boşa denilmiyor bu ülkede.

-Her acı unutulur. Her ne kadar derin, kadim olsalar da size mutlaka birgün yaşama alanı bırakırlar. Geçer kardeşim diye sırtınızı saçma bir şekilde sıvazlayanlara inat bırakın doya doya acınızı yaşayın. Bastırmayın içinizdekini, yaşayın. Sonraki günlerde huzur bulduğunuzu göreceksiniz. Unutamasanız bile iyileşiyorsunuz er geç....

29 Mayıs 2009 Cuma

İncelikler Yüzünden | 15

-Uzun uzun yazmak istiyorum aslında ama içimdeki cam kırıkları yeni yeni temizlenirken now I can change diye haykıra haykıra bir önceki verdiğim videoyu dinliyor,odada bir tur atıyorum derse bakıyor,bir yandan bu yazıyı yazıyorum. Yazmak isteyip yazamama durumları...

-Last man standing. Age of öğretisi. Son köylü ölmeden oyun bitmez yazmış bir arkadaşım yılgınlık dolu bir mesajıma. Onurlu direniş sürüyor elbet. Sevgili Alper'in de dediği gibi:elbet bir gün güneşi zaptedeceğiz! ELBET!

-Sunumum gereği Lenin'i ve SSCB dönemini anlatmam gerekiyordu.Bu cümle gayet doğal gelebilir ama bunu Gazi Üniversitesi'nde gerçekleştirmek... Görüşümle uymasa da ödev gereği anlattım işte...

-Futbolsal apaçi yorumları pek yapmam, hatta Erciyesspor'un nasıl ligde kaldığını, teşvik primlerine satın alınan hakemlere rağmen nasıl ligde kaldığını dahi yazmadım(ki bunları yapan İstanbul'un dibindeki güzide(!) şehir bütün pislikleriyle beraber 1. ligden düştü, çok da sevindim bir kez olsun haksızlık yapanın zavallı duruma düştüğünü görmekten) ama belirtmeden edemeyeceğim. İkinci memleketim olan Çanakkale 1. lige çıkmak üzere. Ben Erciyesspor'u ve Çanakkale'yi bir arada takip edebilme ihtimalini sevdim. Anadolu takımı tutmak böyle bir duygudur işte.

-Blogla ilgili bir açıklama. Giremediğim birkaç gün içerisinde google abi reklam vermiş siteme. Bu blog bazı 3 kopyala yapıştır, 1 güzel hatun fotosu ekle konseptinde değildir ve maddi manevi hiçbir kaygı gütmez. Okuyucularda haberim olmadan dahi olsa googleın kendi eklediği reklam için özür diliyorum.

29 Nisan 2009 Çarşamba

İncelikler yüzünden | 14

-Yorgunluk,küskünlük var. Kan kırmızı olmuş gözlerimde hayatın aldığı intikamın hatıraları okunsa da dervişin de dediği gibi hayata karşı atacak kurşunumuz kalmadığında süngümüzle savaşacaktık. Kurşun bitti, süngü düştü, yorulana kadar yumruklarımı salladım. Aynaya baktığımda yüzüm sarı ile siyah arasında garip bir kavrulmuş renk almıştı, hayatla savaşmayı bıraktığım yenilgiyi kabüllendiğim köşeye çekildiğim an oldu bu. Hani klasik fotolar vardır, eski bir vosvos sağ şeritte ağır ağır gider, jipse sol şeritte son süratle sollar. İşte daima tek stopu çalışan,üstünde bir batman tozu olan, arkasında daima boş bira şişeleri taşımış o eski Golf bendim. Bir gün çok sıkıldım artık. Hayat denilen tek gidiş dönüşlü yolda ben de gaza basmak istedim. İbreler 240'ı gösterirken arabanın sağa sola çekmesine inat limitleri zorlamaya devam ediyordum. Önüme ansızın çıkan kamyona inat karşı şeridi kontrol etmeden sinyal dahi vermeden sollamaya kalktım. Karşıdan gelen aracı gördüğümde çok geçti artık. Karşı tarafın emniyet şeridine girdim, kırılan sağ dikiz aynamdı. İki tekerim şarampole çıkmıştı ama güçlükle yola yeniden girebildim. Normalde sağ şeride girip yavaşlayıp sakin bir şekilde ilerlemeliydim,dayanamadım. İbre son gösterge olan 240daydı ama çok daha hızlı gidiyordum. Yeniden önüme çıkan başka bir kamyona karşı sol şeride geçtim ama bu sefer atlatamadım. Hayat vurdu bu sefer. Darmadağındım, nasıl oldu ne oldu bilmiyorum ama şeridime geçmiştim. Tükenişin, bitişin yaşayan ölünün elinden geleni yapışının ama yenilişinin resmiydi araba. Artık bir daha asla 90'ın üstüne çıkmayacağım hayat karşısında söz veriyorum. Çok sevdiğim bir büyüğümün Nazım'dan alıntısındaki mısra:

"Alnımı bir kurşun deldi,bütün kanım aktı ama ölmedim."

...Henüz

9 Nisan 2009 Perşembe

Çıkmaz demeyin,şansınızı deneyin


Milli Piyango çekiliyormuş. Hayalim bu ama sol stopu asla çalışmayan 79 model Golf'e de dünden razıyım. Bu şansla amorti bile çıkmaz ama ya bu kadar acının üstüne bir anda tutarsa?

Sınavlar bitse de bir rahat yazsam...

19 Mart 2009 Perşembe

Facebook trendi:Kalp testi ve biz

berk:
yeşil kalpli çıktık la ikimiz de
[b]YaFeS[/b]:
o neyse
[b]YaFeS[/b]:
birinde gördüm bende yapim be ya dedim
berk:
ben de
[b]YaFeS[/b]:
yeşil cıktı
berk:
en çok güvendiğiniz kime kendim dedim
berk:
dost canlısısınız diyor
berk:
nasıl işse
[b]YaFeS[/b]:
aynen
[b]YaFeS[/b]:

[b]YaFeS[/b]:
dava acıcam faceboka
berk:
kara kalpliyiz olm biz
[b]YaFeS[/b]:
kalp yok aq
[b]YaFeS[/b]:
yazmasını bekliyodum
[b]YaFeS[/b]:
yeşil yazdı
[b]YaFeS[/b]:

berk:
orda öyle olur dayıcım.çiçek gibi manitaları tavlamak adına hazırlanmış bi test
berk:
ay şekeeeriiim ne kalpsizseeeiiieeen dedirttirmezler biz dengezislere
[b]YaFeS[/b]:

berk:
belki mücahitliktendir dayıcım
[b]YaFeS[/b]:
mücahit erbakan dayı

15 Mart 2009 Pazar

İncelikler yüzünden | 13 (Doğayla Özdeşleşmek)

-Başlığı görenler gene melankolik yazacak diyorlardır ama değil. Sevecen doğayla bütünleşmiş hümanist bir yaratığım aslında. Bu sefer melankoliyi fazla kaçırdık galiba. Gayet keyifli olunabiliyormuş bazı şeyleri en uç noktaya kadar yaşadıktan sonra.

-Fotoğraftaki sevimli yaratık doğadaki halim oluyor. Karnı acıktığı halde doyurmaya üşenen,çiftleşme dönemi haricinde ağaçtan inmeyen bu hayvanımızın adı tahmin edileceği üzere miskin olarak geçiyor dilimizde. Ecnebiler sloth diyor ama Latin ecnebiler ne diyor siz bulun artık. "Üşeniyorum." Üşenmek...

-6 senedir odamdaki dandik elektrik tesisatını görmezden gelmişim. Tasarruf ampülü takayım, doğalgaz şofbeninden elektrik şofbenine geçtik diye düşündüm çünkü malum "ampül" bu ülkenin en kıymetli(!) unsuru olduğu için habire elektriğe zam geliyor. O sırada tesisat başıma bela oldu. Büyük bir törenle 6 senedir ertelediğim 2 dakikalık işi yarın yapmayı "düşünüyorum." Bugünün işini yarına bırak,belki yapmaktan kurtulursun.

-Miskinlerin 6. hissi çok güçlüdür çünkü ancak ayağa kalkmaya değecek işler için çaba gösterdiklerinden rahatlarını bozmak istemezler. Bu derin bir o kadar ulvi düşüncenin içerisinde iddaa oynayım diye düşündüm cumartesi gecesi. İçimdeki miskin içgüdüsü bak para kazanamadığın gibi kaybedersin feci dedi. Ulvi sesin haram demesiyle iyi yahu tamam dedim. Oynayacağım maçlar 13.30da başlıyordu. Sırf 13.30dan evvel uyanırsam oynarım düşüncesi yüzünden güne 13.30da oynamak zorunda kaldım. Nitekim 2.05 oranıyla beni benden alan Eskişehir maçı 2-1 kaybetti. Takımım küçümseyen iddaa bana danışsa bizim takımın beraberliğine 4 küsür galibiyetine 7.5 vermesine engel olurdum. Yahu takım deplasmanda kimlik değiştiriyor herkese aslan kesiliyor, hiç verilir mi o oran.Neyse... Miskin içgüdüsüne ulviyet de eklenince param cebime kaldı.

- Yafes:Çay içiyorum ya yanında çekirdek de var.

Roy: Canım çekti. Ben de demleyim. Yanına da mısır patlatırım. Oh çiçek!

(Aradan iki dakika geçer)

Roy: Çay da iki saatte demlenmez şimdi. Çay mı kahve mi yapayım?

Yafes: Kahve.

Roy: Tamam.

-Günlük işlerde bu kadar üşengeç bir insan olay farklı cafelere ve şehirlere gitmeye gelince hareketleniyor. Rize yaylalarının en tepelerindeyken bir anda Ankara2ya canı sıkıldı mı Kayseri'de sonra başka yerlerde olabiliyor. Günübirlik Abant gezi organizasyonu var. Fotoğraf makinam bozuk cep telefonları Allah'a emanet. Kardeşim VGA kamerasın anladık da bari bilgisayara bağlan. Telefon firması da üşengeç galiba. Kim uğraşacak buna usb girişi yapmaya demişler üretirken.Olsun radyoyu kulağa takıp modifiyeli Hacı Murat zerafetiyle spor diye hızlı ve tempolu yürüyüşü yaparken gayet etkili.

-70 trilyonluk stadın bize verilmeyişi... Hep bir yanımız yıkık.Hep bir yanımız mağdur. 77 yıllık olan biziz kuzum. İsim değişikliğiyle süper lige çıkabilen renklerini Galatasaray'dan alan özenti ve her yerinden buram buram sunilik fışkıran yapay bir takıma niye hakkımızı veriyoruz ki? 1500 kişilik paf sahasında(stad demiyorum) düşmeme mücadelesi vermek.Galiba Erciyessporluluk bu. Doğada miskin olarak anılıyor olabilirim ama 70 trilyonluk bir stadın yanındaki 1500 kişilik paf sahasına sığamayıp ağaçtan maç izlemek de olmuyor yahu. Sonra da 66'da kurulan hatta daha yeni tarihte kurulan Anadolu takımları heyt höyt sizin maziniz ne, ağaç tepelerinden maç izleyenler sizi gidi diye başlıyor. 30 Ağustos 2007'de tam da Zafer Bayramı'nda emperyalist ve işgalci ülkelerden sevgili(!) İsrail'in şampiyonu Tel Aviv'i hem de dandik bir 2. lig A(hayır efendim Bank Asya 1. ligi demeyeceğim!) sahadan silerek biz buyuz dedik aslında. Zavallı Atletico Madrid. Bizi 4-0 yendikleri maçta bile futbolcularının dizi titriyordu.

-Atacaktın o golleri Victor Agali. Erciyesspor'dan Kanserspor'a dönüşmeye başladığımız günlerin habercisi uydurma sloganım. Şimdilerde Giresunspor'a kendi sahasında yenilen, Karşıyaka'dan İzmir'de puan alan dengesiz camia.

-Seçim... Komedi... Yahu biriniz çıkıp Ankara'ya şunu şunu yapacağım desin. Ankara Gökçek'ten
kurtulacak, Pkk ile işbirliği yapanlara oy vermeyin ve ya herro ya merro modunda bu ülke senin vicdan senin karar senin nidaları. Hiç çalmamış ev telefonum çalıyor.Çankaya Belediyesi bant kaydı. Şuna oy vereceksen 1'e buna vereceksen 2'ye... Kapatıyorum falan hala bant kaydı devam. Sarışın saçlı,mavi gözlü adam... Yazık ettin bizlere.

-Kılıçdaroğlu ise İstanbul'da rezil olmaya devam ediyor. Baltalı firavun Gökçek'in karşısına çıkaracaktınız onu. Gökçek korkudan Ses Tv'de ancak 6 yaş altı çocuklar gibi balon şişirip patlatıyordu. Vah vah. Bunlar mı bizi yönetecek? Siz önce evimin paralelindeki caddedeki çukurlara asfalt dökün yağmurda sokakta gezecek konuma gelelim de ondan sonra oy isteyin. "Gadamı alın."( Kayserilice'de ve yöresindeki yerleşim alanlarından gada günah demektir.)

-3 ay yazmayıştan sonra şimdilik bu kadar. Olacak o kadar kıvamında oldu biraz ama hüzünlüyken neşeli yazmak iyi geliyor. Deneyiniz,denemeyene ısrarla denetiniz.

3 Aralık 2008 Çarşamba

Tatil


İyi bayramlar, iyi tatiller... Görüşemezsek şimdiden.

28 Kasım 2008 Cuma

Tembel İnsanların Anatomisi | Roy vs Enis

Bazı kısımlarını sansürledim. Bu konuşma birkaç saatliktir ve kaç kez duşa giriyorum lafının geçtiğinin sayısını unuttum:(Kulakları çınladı mı acaba Ömer'in?)

berk:
ben bi duş alayım abi
Enis İNAN:
aynen bende
Enis İNAN:
dün gece alacaktım
Enis İNAN:
üşendim
Enis İNAN:
off
berk:
aynen
berk:
oha abi ruh ikizi mi neyiz senle
Enis İNAN:
maeuhahea
Enis İNAN:
ya biz
Enis İNAN:
gs olarak yani
Enis İNAN:
bu sene kayseri deplasmanı yaptık dimi?
Enis İNAN:
0-0
Enis İNAN:
sami yen miydi o
Enis İNAN:
deplasman mıydı?
berk:
kayseriydi o
Enis İNAN:
tüh beaa
berk:
kayseriye gitmiştiniz
Enis İNAN:
o zaman yeni stada anca seneye gelebilcez desene
berk:
evet
Enis İNAN:
ikinci yarı olsa maçımız
Enis İNAN:
belki o stadda olurdu
Enis İNAN:
ben bile heyecanla bekliyorum
Enis İNAN:
oranın deplasman tribünü ne harika olur biliy omusun
berk:
ama olur da Erciyesspor kapatılırsa
Enis İNAN:
üstü kapalı 2 deplasman tribünü var tüm türkiye de
Enis İNAN:
biri saraçoğlu
berk:
ki çok yakınız bu sürece
Enis İNAN:
diğeri kayseri olcak
berk:
abi düşün öyle bir stada kavuşmuşken
berk:
kulübün kapatılıyor
Enis İNAN:
oha
berk:
herhalde cinnet geçiririm
Enis İNAN:
bi şehir
Enis İNAN:
kendi takımına
Enis İNAN:
anca bu kadar ihanet edebilir
berk:
İlhan Özbay da kadro dışı bırakıldı
berk:
amaç belli artık
berk:
gidişat bu yönde
Enis İNAN:
2 takımı kaldıramadı kayseri
Enis İNAN:
yazık
berk:
ki biz en eski kayseri takımıyız düşün
Enis İNAN:
evet
Enis İNAN:
sen napcan
Enis İNAN:
kapatılırsa?
berk:
takım tutmam herhalde
berk:
veya çanakkale dardanelspora sempati duymaya devam..
berk:
o da olmadı pansu şekerspordan devam
Enis İNAN:
vay be
Enis İNAN:
çanakkaleyi tut
Enis İNAN:
şekerspor da neyin nesi
berk:
amatörde bir kayseri takımı
berk:
o süper lige çıakr ismi erciyesspor olur bakarsın
Enis İNAN:

Enis İNAN:
abi
Enis İNAN:
sizin maçların
Enis İNAN:
ortalama
Enis İNAN:
seyirci sayısı ne kadar
berk:
2000 kişiye çıktı erciyesspor seyirci sayısı anca
Enis İNAN:
iyimiş
Enis İNAN:
türkiye ortalamasının yarısı
Enis İNAN:
süper lig ortalamasının yarısı yani
Enis İNAN:
iyi bence
Enis İNAN:
pankart asın
berk:
berbat abi
Enis İNAN:
kulübü kapatanın anasını sikeriz
Enis İNAN:
diye
berk:
biz 20000 kişiye oynuyorduk bir zamanlar 2. lig Ada bile
berk:
Pankart düşüncem var
berk:
İlhan Özbay'ı kadro dışı bıraktınız bizi de bırakın diye
berk:
İlhan bizim takımın kanı canı atardamarıydı
berk:
süper ligden bu yana adam terketmedi bizi
berk:
diğer topçular gibi
Enis İNAN:
ilhan yoksa biz de yokuz!
berk:
adamı zorla kaçırtacaklar
Enis İNAN:
gerçi bu çok basit oldu
Enis İNAN:
ilhanı kadro dışı bırakanlar bizi de bıraksın (sıkıyosa)
Enis İNAN:
gibi bişey
Enis İNAN:
evet güzel
berk:
benim slogan etkili de kim yardım edecek o pankartı yapmaya.
Enis İNAN:
abi tek başına yap benim sopalıları biliyosun
berk:
para versinler tek başıma yapayım o kısmı sorun değil
berk:
şöyle 10 metrelik falan olmalı o pankart
Enis İNAN:
evet
Enis İNAN:
hatta daha fazla
Enis İNAN:
bizim samiyene 30 metrelik pankartımız vardı
Enis İNAN:
götümüz çıktı yapana kadar
Enis İNAN:
bi baktık
Enis İNAN:
30 metre az geldi
Enis İNAN:
abi ben kaçıyorum
Enis İNAN:
annem de geldi şimdi
Enis İNAN:
duş alayım
Enis İNAN:
yemek yiyip
Enis İNAN:
maça gideyim
Enis İNAN:
son maçım


berk:
sen
berk:
trye kalıcı olarak mı
berk:
dönüyorsun
Enis İNAN:
evet
Enis İNAN:
kriz var ya
Enis İNAN:
benim de ebem sikilsin istiyorum
Enis İNAN:
manyak mıyım neyim
Enis İNAN:
bilmiyroum da
Enis İNAN:
yeter artık
Enis İNAN:
sikerim avrupayı
berk:
e ailen de mi dönecek?
Enis İNAN:
yok
Enis İNAN:
onlar seviyo buraları
Enis İNAN:

berk:
ben duşa giriyorum abi
berk:
trye dön de iş bulmadan dönme
Enis İNAN:
aylardır burdan arıyorum
Enis İNAN:
burdan bulmak
Enis İNAN:
daha da zor
Enis İNAN:
gideyim
Enis İNAN:
istanbulda bulurum bişeu
berk:
valla sonunda yüzyüze görüşebileceğiz
berk:
ona sevinirim en çok
Enis İNAN:

berk:
duşa gireyim uzun uzun kafa dağılana kadar çıkmam artık(:
Enis İNAN:
aynen
Enis İNAN:
bende
Enis İNAN:
üşüdüm de hem
Enis İNAN:
sabahtan beri
Enis İNAN:
donla oturyom
Enis İNAN:

berk:
bu arada abi
berk:
blogun arka fonu nası olmuş
Enis İNAN:
bakiyim
Enis İNAN:
çok daha iyi
Enis İNAN:
daha rahat
Enis İNAN:
okumak iç,n
berk:
sevindim

berk:
çocukluğumdan beri ilk age of oynadığım günden beri o mavi tonu benimle özdeşleşti
Enis İNAN:

Enis İNAN:
maviyi sevmiyoruz !

Enis İNAN:
bi yıkanamadık
Enis İNAN:
bence bugün de yalan olcaz
Enis İNAN:

berk:
olmayacaz abi
berk:
yak bi sigara
berk:

Enis İNAN:
yok abi sağol
Enis İNAN:
maç saatine kadar içmicem
Enis İNAN:
maçta hayvan gibi içiyorum
Enis İNAN:
o yüzden
Enis İNAN:
maç günleri maçtan önce içmiyroum hiç
berk:
ben de bakayım iyi maçv arsa giderim ankarada
Enis İNAN:
var
Enis İNAN:
gençler maçı var
Enis İNAN:
1-3-5 ytl biletler

berk:
Ömer kopacak bu banyo işini görünce
Enis İNAN:
mauehauheahu
Enis İNAN:
evet koparacak
Enis İNAN:
kopacak koparacak ne ak
berk:

berk:
sigaram bitice 3-2-1 diyor banyoya atlıyoruz abi
Enis İNAN:
tamamdır
Enis İNAN:
yalnız bi kaç saat çıkmicam
Enis İNAN:
böyle
Enis İNAN:
buruşana kadar
berk:
kardeşim girdi banyoya
berk:
böyle şansın
Enis İNAN:
maeuhauheahu abi o zaman ben gireyim
Enis İNAN:
dondum burda resmen
Enis İNAN:
annem geldi camı penceeryi açtı
Enis İNAN:
neymiş ev havasızmış
Enis İNAN:
dışarsı -10 derece beee
Enis İNAN:

berk:

berk:
bura da güneşli
berk:
ayaz
berk:
var
berk:
kar yağmıyor umun memleketine
berk:
6 ay karın yerden kalkmadığı 90lardaki kayseriyi isterük
Enis İNAN:
hakkaten
Enis İNAN:
benim okulda
Enis İNAN:
ilk okulda
Enis İNAN:
kayserili arkadaşlar vardı
Enis İNAN:
dokunmuyodu onlara kar mar
Enis İNAN:
bizim memleketi gör bi sen diyolardı
berk:
-30da dışarıda bira içen bir yaratık var karşında
berk:
yerlerde deli gibi kar buz
Enis İNAN:
sen bi buraya gel abi
Enis İNAN:
alp dağlarının ortasında olan bi şehir
Enis İNAN:
gel bi buraya sana -30 u göstercem
berk:
paaportum olsa gelirim hatunu da alıp
berk:
tam benlik orası desene
berk:
biizm de erciyesimiz var
berk:
4000 metre
Enis İNAN:

berk:
bi sigara daha yaktım
berk:
banyo boşalmıyor
Enis İNAN:
abi az iç
Enis İNAN:
maçta bile böyle değilim ben
berk gönderiyor:

Aç(Alt+J)
berk:
al abi bunu...bunun gibi 9 şarkı daha yazacam.90ların damar şarkıları diye
Enis İNAN (duş):
abi bu şarkı gelene kadar
Enis İNAN (duş):
ben
Enis İNAN (duş):
duşumu alırım
Enis İNAN (duş):
görüşürüz sonra
Enis İNAN (duş):
açık kalsın pencere
berk:
ben de
berk:
3
berk:
2
berk:
1
berk:

Enis İNAN (duş):


berk tarafından gönderilen C:\Dokumente und Einstellungen\ENISXP\Eigene Dateien\Alınan Dosyalarım\Suat Suna - Hasret Fenerleri.mp3 dosyasını başarıyla aldınız.

26 Kasım 2008 Çarşamba

İncelikler yüzünden | 12

-Elinde çayla uyuyan insan modeli... Bir demlik çayın üstüne de itinayla uyunabilir.

-Bazooka mı Binboa mı gibi lüzumsuz bir soru... Çok da önemliydi sanki. Maksat beraber olmak,güzel vakit geçirmekse bu tarz detaylara sinir olurum. Bakarsın cebine hangisi kesene uygunsa onu alırsın arkadaş ortamında. Tabi bir de Binboa-Absolute kıyaslaması var aman girmeyim. Ne demiş Ruslar: Vodka-Connecting people.

-Dalgınlık başa bela. 219 nuamralı oda diye 220'ye girmek,iktisat tabelasını işletme okumak,kırmızı ışıkta dalgın dalgın karşıya geçmek. Üstümde ciddi bir halsizlik var. Bazen söyleneni de anlamıyorum. Galiba sağlıksız beslenmek vücudu çok etkiliyor. Tembellik edip spora da ara verirsen anfi 3 diye 5e de girersin, siyahı beyaz da görürsün.

-Yorgun tınılar dinliyorum şu aralar. Loreen McKennit'in mistik ezgileri eşliğinde sonsuza uzanan hayaller. Hayaller de yorgun.Eskiden toz pembe olurlardı.Şimdi gri bir sis perdesi.

-Şu sigaradan beni kurtaranın kırk yıl duacısı olurum.

-Anlamlı anlamsız yazma isteği... Üç ayda bir sayısı 20'yi bulan yazılar diğer iki ayda 4-8 arasına iniyor. Tanıtım yazısındaki paranoyak kısmı içimi ferah tutuyor hiç olmazsa.


-Tatsız tutsuz günlere devam. Gri havada yağan azıcık yağmura da üzülüyorum. Yakında 1 litre su için insanlar birbirini öldürecek.Durmak yok tazikli sularla araba yıkamaya devam. Haram olsun o sular size. Bu susuzluk bana yabancı değil. Küçücük hortumlarla 13 dçönümlük bağı azıcık suyla suladığım yıllar bu sorunun büyüklüğünü çok güzel anlattı. Gerçi lokal Firavun Gökçek kitleleri uyutuyor ama kendisi de uykusuzluk çekiyor bu sorun karşısında. Kar yağdır Mevlam kar.

22 Kasım 2008 Cumartesi

İncelikler yüzünden | 11

-Bazen öldüğümü düşünüyorum.Biricik anacığımın,anneanneciğimin, babamın, az ama öz dostlarımın gözyaşlarını... Yaşamak için çabalamıyorum ama ölüm sonrası durum aklıma geldiğinde de ölmek istemiyorum. Öyle ince bir çizgiymiş ki yaşamla ölüm arası. Daha İrlanda'ya gidecek gezecek belki de yaşayacaksın,gençken MK1 yaşlanınca bir Dodge Charger süreceksin, Allah'ın cezası işletme diplomanı alıp kep törenine sarhoş geleceksin, o diplomayı aileme gösterip onların mutluluğunu buruk da olsa izleyeceksin, tarih profesörü olup ülkemiz tarihini Avrupalılar'ın şekillendirmesini engelleyip Avrupa'nın canına ot tıkayacaksın can dostunla aynı eve çıkıp sabahlara kadar 6-6 biten FIFA maçları oynayacaksın, belki hayatının kadınını bulup evlenip çok mutlu olacaksın, çok sevdiğin Tavlusun'una kavuşacak dede yadigarının yok olmasını engelleyeceksin,çocuğunu safkan Erciyessporlu yapacak,onu Erciyesspor altyapsına verecek Zidane düzeyinde futbolcu bile olsa başka hiçbir takımda oynamadan sadece Erciyesspor'da 17 veya 38 nolu formayla attığı golleri izleyeceksin gibi bazen tutarlı bazen de uçuk hayaller geliyor aklıma. Kavak Yelleri'ndeki Efe gibi yamuk ağız bir gülümseme oluşuyor.Sonra alt dudak bir çocuk misali bükülüp yerini hüzüne bırakıyor.

-Biricik dedem keşke yaşasaydın... Her gün çok sevdiğin beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın şarkısını dinlerim. Sen varken hayat başkaydı. Rahmet istiyorsun sanırım ki adını andırdın gene. Keşke ben de senle beraber ölseydim. Asla kopmazdık dede-torun olarak. Sensiz içilen her çorbanın tuzu eksik,her ekmek saman, her yağmur hüzünlü, her güzellik çirkin. O mavi gözlerindeki ışıkla aydınlandık biz. O ışık olmadan önümüzü göremiyoruz koca çınar! Dallarının tatlı tınısı kulağımda çınlanıyor,gözlerime buğu olarak dönüyor. Bir kez daha olsun rüyamda göreyim seni lütfen. Senle vedalaşalı 5 yıl oldu ama her 25 Haziran değil her gün acım aynı şiddette. Ölüm fani ama funny dünyanın en soğuk şakasıdır insanlığa. En soğuk şakandı ölümün birtanem mavi gözlü dedem. Ben senle bir kez olsun emektar Kartal'la sol şeritte 40 km hızla gidip yılların yıprattığı kasetten boğuk boğuk çıkan tınıda bir tatlı huuuzuuuuur almaaaya geldiiim ah Kalammmmııııştaaaaaa ah Kalamııııııışta'yı dinlemek istiyorum.

- 10 ve 11 numara yaramadı. Sen defansın vazgeçilmez adamısın be abi diyorlar. Gerçekten de en zorlandığım incelikelr yüzünden serisi.Bu seferki tamamen kişisel oldu. Blogsal konulara değinmişken çok da sık yazmamama rağmen ısrarla takip eden herkese teşekkürlerimi sunuyorum. 20000. tıka da ulaştık.Blogun 1 yaşını kutlayamadık bari buna sevineyim.Narsist tutumu sevmiyorum.Yok benim blogum aslan,kaplan,ben istersem nice dağları deviren yazılar yazarım şeklinde havalara(trip) giremem. Kendi halinde paranoyak bir zatın not coool hatta never cool but original tadında kafasına estiğinde yazdığı üç beş cümlecik işte. Not cooldan kasıt blogun tribünlere oynamayışı but originalsa kopyala yapıştır üç spor haberi bir taş hatun resimli bloglara inat çamurdan olsun bizim yazımız olsun abi mantığıdır. Ne mantık ama(!)

Rakipsiz

Abideki ciğer ciğer değil körük mübarek.Photoshop olabilir mi düşünceleri geçerli ama gerçekse de adamcağız 40'ını göremeden ölür gider.

18 Kasım 2008 Salı

Rahat uyu

Kelimeler kifayetsiz, konuşsam tesiri yok,susam gönlüm razı değil.Hala yazarken bile hıçkırıklara boğuluyorum. Sana uzun uzun yazıyorum canım kardeşim. Gyepesto eğer lüzum görürse yayınlar mektubumu eline ulaştığında... Hala msne girip yaşıyorum bilader deli misin sen demeni bekliyorum. Bu bekleyiş öldüğüm güne kadar sürecek. Yeminim olsun sana.

12 Kasım 2008 Çarşamba

İncelikler yüzünden | 10

-Bu yazıyı birisi acaba incelikler yüzünden şarkısının bende olup olmadığını sorar mı cevabını bekleyerek ertelemiştim. Teşekkürler margo.

-Garip günler. We are the people our parents warned about modu. Bir kötülüğüm de yok aslında ama bir baltaya da sap olamadım şu yaşımda. Millet almış diplomasını sen hala kopya çekmeyeceğim,5 dakikada Beşiktaş yapıp sınavlardan ya AA,ya FF alırım derdindesin be adam. Anlatamam gördüklerimi o neşeli çocuğa...

-İnsanın kendisinden ve doğrularından ödün vermemesinin bedeli ağırmış. Farkettim ki gözyaşı dökebilme yeteneğimi kaybetmişim. Soğan falan doğramalı gözüme doğru.

-Gözlerim seğiriyor günlerdir.Stresstenmiş efendim.Western filmi efekti. Kötü adam tam bar kapısını tekmeler. İçeridekileri süzer. O sırada sağ göz seğirir.

-Az zamanda çok vize. Bir de o talihsiz olay eklendi. Neden herşey üstüste gelir anlamıyorum. Mistik yönü güçlü bir insanım.Herşeyde vardır bir hayır demekle kalıyorum ama Nefes Pilsen'i de ihmal etmiyorum. Hayatımda ilk defa fiziksel sancılarımı haffiletsin diye onu kullandığıma tanık oluyor tarih.Tarihin de çok umurundaydı sanki.

- Modjo-Chillin'. Çocukluğumun şarkısı. 2 gündür başka hiçbir şarkı dinlemiyorum. I feel so hot,dancing all night..You blow my mind cause you're so fine... Zaten birkaç tahtam eksikti. Şu son bir hafta artık basamakları zıplaya zıplaya geçmek zorunda bıraktıracak insanları.

-Top geçer adam geçmez dedik yıllarca. Hayat çok şık çalımlarla bizim defansı geçmiş utanmasa fileleri yırtacak füze gibi bir şutla 90'a takmış golünü. İkinci kez hayatspor üzerime yüklenirken kendilerine feci bir foul yapmışım,hakem neyseki görmedi. Golü hayatın filelerine yollarken çok teknik olmadığını ama ağları yırtan bir gol attığımı görüyorum. İkisi de gol değil mi sonuçta? Hayat fena halde futbola benzer.

-Mavi-siyahla özdeşleşir miyim? Olur da ölürsem tabutumda mavi siyah olur mu acaba? Mavi,siyah ile birleşti adı aşk oldu demiş bir abim. Bazen boş işler mi bunlar diyorum ama sanırım bize futbolu sevdiren futbolun kendisi değil ona yüklediğimiz anlam. Futbolun kendisine bakınca oturduğu yerden trilyonlar kazanan cahiller ordusu,yüklediğimiz anlama bakınca bir yaşam tarzı. Futbolu sevmeyenler ikincisini asla anlamıyor.

-Yerel seçimler yaklaşıyor. Sonucu belli olan bu seçimin yapılmasına dahi gerek yok.Ülke ekonomisine de tonla zararı var. İdealistlikten gerçekçiliğe geçilen sancılı süreçteyim galiba. Ankara için bir tarafta Ankara'nın baltalı firavunu, öbür tarafta azınlık faşizanlarıyla işbirliği yapmış ve çıkar için kapışan birisi olunca heyecan kalmıyor zaten. Beypazarı belediye başkanı kontra yapmış ama keşke Beypazarı'nda gol atmaya devam etseydi.

7 Kasım 2008 Cuma

Kedilerim





Yıllardır baktığım anne kedi ve ikinci nesil yavruları...

Kedilere çocukluğumdan beri hayranım. Tamam köpek gibi sadık değillerdir sahiplerine ama en fazla tırmalayarak zarar verebilirler,köpek gibi kolunuzu koruma şansı yoktur garibanın. Miiiuuuv diye karşıma geçen bir yavru kedinin hele de bıyıkları yere değiyorsa otomatikman teslim oluyorum. Malum öğrenciyiz çoğu zaman sütün içine bandırılmış ekmekten ve peynirden başka çok da iyi bakamıyorumama biliyorum ki başkaları onları kedi mamalarıyla besliyor.

Hayvanlar aleminin en asil hayvanlarından birisidir kedi. Şaşırtıcı bir şekilde hiçbir şekilde tam olarak evcilleştirememiştir insanoğlu onu. Ankara ve Van kedisi gibi evcilleşen istisna türler varsa da kedi özgür hayvandır. Evde beslenen kedilere bu yüzden çok acırım. Sokakların efendisidir kedi.

Özellikle son foto biraz daha netleştirilerek takma adı black cats olan Sunderland'e gönderilebilir:


4 Kasım 2008 Salı

Sınavlar


4 gün 7 sınav. Erken tatil yapacağına sevinen mazoşist öğrenci diye buna derim. 2 haftada bir gün durup bir gün sınava girmektense bir anda hepsine girer kurtulur derslerin de kesildiği ikinci hafta tatilimi yaparım bir güzel. Sınavların vazgeçilmezi çaya selamlar olsun.

19 Ekim 2008 Pazar

İncelikler yüzünden |9

-9 numara... forvet.Gol atmamız gerekirken kalemizde ardı ardına goller görüyoruz.

-Mortal Love-senses... 3.5 boyutun mağlup insanlarının şarkısı...Coldplay-talk'u bile geçti üstüste dinleme sayım. Bir insan üstüste 80. kez dinlediği bir şarkıyı neden her seferinde ilk kez dinliyormuşçasına bir coşkuyla dinler?

-İlham perim yok artık. Yazılara o gücü veren,doya doya yazdırtan güç. Ruhumdan kayıp gidenler arasında o da var. İlham perim. Her zaman her konuda doğrularını savunmaya hazır birisi gitmiş yerine hala yanlışı kabullenmese bile sessizce hayatın ellerinden akıp gitmesine izin veren birisi gelmiş. İçimdeki bu yeni birisi paranoyanın en derinlerinde meçhule sürüklüyor. Uzunluğuyla ve gürlüğüyle övündüğüm saçlarım matlaşmaya ve dökülmeye başladı, asla değişmeyi düşünmediğim beyaz spor ayakkabılarım grileşiyor, polar konusunda Cenk İşler'e döndüm. Parıltı sadece gözlerin içinde kaldı, feri gidiyor onun da yavaş yavaş. Hani top geçerdi adam geçmezdi Roy diye silkeleyen son birkaç arkadaşıma top da geçti adam da diyorum kısık bir sesle. Işıklandırması bile neredeyse olmayan karanlık sokaklarıma geri dönüyorum. Fotoğraf bile çekmiyorum. Sokak kedileri, yalnız insanlar öksüz artık. Unutmadım can yoldaşlarım sizleri. Yorgun bünye kadim günlere yönelirken bugünü ve geleceğini kaçırıyor sadece. Hayat kroşelerini ardı ardına sıralarken yeniden ayağa kalkıyorum bir yumruk daha yemek için. Birgün dur derim ama ne zaman bilinmez.

-Bira C vitamini etkisi yapıyor bünyeye.Hani kötüye birşey olmaz derler ya o misal. Bira+sigarayla geçen günler... Sağlıklı beslenenler grip,bende hala burun akıntısı dahi yok. Şu ruh haliyle bir de grip olsam Azrail'le burun buruna geliriz mazallah.

-Hani simsiyah kaderimin masmavi kaderiydin sen? 76 yılında o kadar kapattılar seni.Yetmedi haklarını gaspettiler,ismini aldılar.Yılmadın. Yakışıyor mu sana yıkılmak,dağılmak. Bilirsin onlarca Samsunlu'nun şaşkın bakışları arasında -10 derecede yatağa düşürmeye çalışan hain gribi yenerek stada geldiğim halde seni tek başına son gücümle tribünlere çağırışımı. İlk kez senden birşey istiyorum.Yalvarıyorum küme düşme.

-Bu kısa kısa hadisesini seviyorum.Uzun yazılara kısa kısa etiketi eklemeyi de. 3 kopii peyst,1 güzel hatun resimli bloglara inat yaşasın el emeği göz nuru bloglar. Abuksubuk sloganımı da attım,320x'e de kıytırık fotomu da yükledim, 06.25'i gösterirken saatler daha fazla kafa ütülemeden susturmak lazım bünyeyi. Last man standing tripleri...

19 Eylül 2008 Cuma

Aileden ilk ayrı kaldığım gün

Meşum ve boğucu Bir Ankara akşamıydı. Hüngür hüngür ağlıyordu biricik anacığım. Nereden bilebilirdi ki o ağladığında dünyamın yıkıldığını, oluşan tarifsiz acıdan yediğim silleyi. Acımı görmesinler diye ellerim ceplerimde,ağzımda ise dişlerimin kenetlenmesine engel olmak için belli belirsiz bir sakız solgun yüzümü ne kadar engelliyordu bilmiyorum. 38 plakalı arabanın plakasını bile öpmek istemiştim halbuki. Gitmeyin diye haykırmayı arzularken boğazıma düğümlendi keder. Dimdik duruyordum onlara el sallarken. 38 yavaş yavaş kaybolurken geri döner misiniz diye bekledim öylece.Gelmediniz. Sırtımdaki kambur senin gidişinden sonradır anacığım. Bilincim yarı kapalı bir şekilde o yıllarda Kayseri'de olmayan Pall Mall aldığımda memleketimin adı hasret olacaktı. Ardarda içilen sigaraların bitmek bilmeyen nefesi eşliğinde coşkulu kalabalığın arasına girmiştim yalnızlığımı unutabilmek adına. İnsan kaderini örtbas edebilir mi hiç?Sokaktaki nafile çabalarda buğulanan gözler öylece akıverdi yurdun o günlerde bomboş duvarları arasında. Sessizliğin adeta dalga geçtiği penceresiz odamda radyomun cılız sesi meydan okuyordu hayata. Daha yeni kaybettiğim dedem gelmişti aklıma. Gaddarca ertesi güne konulmuş hazırlık atlama sınavına o hırsla çalışmıştım. O sınavı geçmiştim ama sırtımdaki kambur düzelmedi anacığım. O kambur belki de diplomayı önüne bıraktığım gün düzelecektir anacığım. Bir gün tabuta benzettiğim bavulu toplayıp sizlerden uzaklara gitmek zorunda kalmayacağım. Elbet bir gün...

13 Eylül 2008 Cumartesi

İncelikler yüzünden | 8

-Sürekli lokasyon değişimi yaptığım için yazacak fırsat elime fazla geçmiyor. Çivi mi var bilemiyorum ama memlekete son bir git gelden ve bayram tatailinden sonra çakılı kalacağım.

-Çubuk Barajı kurumuş, dibinden otlar çıkmış. Ankaralılar'dan su isteyen gyepestoya duyurulur. Yeşilliği ile tanınan Bahçelievler semtinde ise ağaçlar ne yazık ki içten kuruyorlar. Geçenlerde iki farklı noktada iki ağaç devrilmiş. Allah'tan ikisinin de devrilme esnasında altından insanlar geçmiyordu da can kaybı olmadı, olan mala oldu. Belediye hiçbir hizmet yapmıyor diye sızlananlar o ağaçları sulasa da kurumasa o ağaçlar.

-Kaldırımlardaki pislik ise gözümden kaçmıyor. Her akşam yollara bırakılan çöpler akıyor ve sokaklar her gün savaş alanına dönüyor ne yazık ki. Çok değil bina görevlileri haftada bir gün apartmanlarının bulunduğu kaldırım iki kovacık su döküp uzun araba fırçalarıyla deterjanlayıp temizlese de pisliğin içinde yürümesek ve zemin katta yaşayanların evini böcekle karıncalar basmasa. %99'u Müslüman olan ülkemiz imanın temizlikten geldiğini hala öğrenemedi mi? Lafa gelince herkes Müslüman, ama kendine...

-Müslüman demişken; anlayamıyorum Ramazan aylarını artık. Fakirin halinden anlayalım diye farz kılınan oruç dönemini işletmeler iki hurma,bir çorba,bir iskenderi 20 ytl olarak değerlendiriyor? İftar vakti insanlar neden kornalara sarılıp çılgınlar gibi araba kullanıyor?Hani hoşgörü, hani! İki dakika iftarı geç açsak ölür müyüz?

-ÖSYM merkezlerini üniversitelerin öğrenci işlerinden alıp liselere versinler,liselerde ayrı birer stand kurulsun. ÜDS sınavıyla okul kaydını,transkripti aynı kuyruğa koyan üniversiteme ne demeli bilemiyorum. ÜDS'ye ikinci girişim olacak ve ikinci girişlerde müracaat internetten yapılıyor.Buraya kadar herşey normal ama şifrenizi unutmuşsanız sıkıntı burada başlıyor.İki dakikalık işlem için saatlerce kuyruk beklemeniz gerekiyor ve form değil şifreyi istiyorum dediğinizde gişedeki kadın arkanı dön ve git şarkısını söyleyerek kuyruğa gir diyor. Çok komiksiniz hanımefendi hahaha diyerek söylene söylene çıkıp evime dönmek düştü bana da. Ertesi gün başka birisini buldum da şifremi alabildim. ÜDS'ye girecek arkadaşlar varsa başarılar bu vesileyle.

-Şu danışman onaylarını otomatik hale getirseler keşke. Nedir bu hadise diyenler için: İnternet üstünden ders seçip bu seçiminizi danışmanınıza onaylatmak için her seferinde Ankara'ya geliyorsunuz. Halbuki son gün otomatik onay verilse herkes de daha okullar açılmadan Ankara'ya gelmekten kurtulsa fena olmaz mıydı?Olası aksililer için de 5 iş günü tanısalar incileri mi dökülür anlamam. Şizofreni teorim ise üniversitelerin otobüs firmalarını zengin etme gayesi içinde oldukları yönünde.

-İnsanlar neden anarşist oluyor diye kıvranan devlet ÖSS sistemini irdelesin biraz. Puanı tuta tuta ODTÜ'yü yazamamış bünye Hacettepe'nin de direğinden dönünce 6 yıldır toplanamadı. 4 senede bitirenlere başka tabirle 1.,2.,3. veya 4. sınıflara göre ödediğim iki kat harç da sisteme paşa paşa uyacaksının sinir bozucu uyarıcısı. Kız arkadaşım diplomasını almış üstüme mastera kabul edilmek üzere ve hatta açıköğretimden bölümümü de okuyor,kızkardeşim üniversitesini bitirp mastera kabul edilmiş(nice başarılıarını görmek nasip olur umarım ikisinin de) daha ne istersin ey sistem üniversite uzatan öğrencilerden! Zımpara kağıtlarıyla sıraları kazıyıp çatır çatır kopya çekerek ortalamayı yükselten öğrencilerden alın siz o harcı, ya da ya da...Yok yok siz üniversitelerde güvenliğe para vermemek için elini kolunu sallayanın içeri girip olay çıkarmasına müsade edin.Müdahale eden taşa döner.

-2000lere alışamadım.İnterneti ve cep telefonunu verin 90lar'a ışınlayın bünyeyi. Samimiyetsizlik paçalardan akarken 2000lere daha fazla direnecek takatim kalmadı. Yahut 90larda kalan insanlar birleşelim kendimize ait bir sosyal düzen kuralım.

-Pembe rengi kesinlikle sadece kızlara yakışıyor. Erkeklerde cırtlak renkli kıyafetlere alışamamamışken şimdi de pembe trendi çıktı.

-Metroseksüel erkek hadisesiyle beraber erkekler yumuşama sürecine girdi. Manikür,pedikür gibi kavramlar erkeklerin de hayatına girdi. Sokak ortasında ağlayan erkekleri gördükçe yerle yeksan konumuna geçiyorum ister istemez. Nilüfer'in şarkısı geliveriyor aklıma ama nafile. Erkek kibar olmalı,kendine dikkat etmeli kabul ama sokak ortasında ağlayıp manikür pedikür yaptırıp abuk subuk kıyafetlerle de ortada gezerse kantarın topuzu kaçar,kaçıyor da.

-Aldatmak,ensest ilişkiler,eşcinsellik,yok olmaya yüz tutan aile kavramı... Oysa ne kadar uzaktı bunlar bir zamanlar toplumumuza. Amerikan çakması Türk dizileri, televoleler,çakma filmler sağolsun. Televizyondan cnbc-e dvd kuşağı,maçlar, politika programları hariç daima uzak durdum.Dikkat ediniz şimdi de yeni moda eski Türk romanlarını diziye çevirmek. Özellikle çarpık ilişkileri anlatan romanların seçilmesi tesadüf mü?

-Bir de başımıza emolar çıktı. Td'de de mevzu bahsi geçen bir cümlede Japonca, Rusça, İngilizce, Türkçe'yi karıştırmışlar. Mydonose,baykush tarzı İngiliz Türkçesini de geçtim bir de bunlar çıktı.

-İstanbul Ankara arasını 7.5 saate uzatan güzide otobüs firmasına sevgiler. Yok yok 12 saatlik Rize-Ankara arasını 15.5 saatte gidebilen namaz molası,"ekmek molası" veren firmadan sonra söz verdim yadırgamamaya.

-29 Ekim'de Atatürk'ün hayatını anlatan Mustafa filmi ne kadar ilgi görecek merak ediyorum. 1938'den 2008'e kadarki 70 yıllık süreçte Sarı Zeybek'le beraber ulu önderle ilgili çekilen 2. film oluşu toplumumuzun ve aydınlarımızın ayıbıdır.Uzadıkça uzar...