19 Eylül 2008 Cuma
Aileden ilk ayrı kaldığım gün
Meşum ve boğucu Bir Ankara akşamıydı. Hüngür hüngür ağlıyordu biricik anacığım. Nereden bilebilirdi ki o ağladığında dünyamın yıkıldığını, oluşan tarifsiz acıdan yediğim silleyi. Acımı görmesinler diye ellerim ceplerimde,ağzımda ise dişlerimin kenetlenmesine engel olmak için belli belirsiz bir sakız solgun yüzümü ne kadar engelliyordu bilmiyorum. 38 plakalı arabanın plakasını bile öpmek istemiştim halbuki. Gitmeyin diye haykırmayı arzularken boğazıma düğümlendi keder. Dimdik duruyordum onlara el sallarken. 38 yavaş yavaş kaybolurken geri döner misiniz diye bekledim öylece.Gelmediniz. Sırtımdaki kambur senin gidişinden sonradır anacığım. Bilincim yarı kapalı bir şekilde o yıllarda Kayseri'de olmayan Pall Mall aldığımda memleketimin adı hasret olacaktı. Ardarda içilen sigaraların bitmek bilmeyen nefesi eşliğinde coşkulu kalabalığın arasına girmiştim yalnızlığımı unutabilmek adına. İnsan kaderini örtbas edebilir mi hiç?Sokaktaki nafile çabalarda buğulanan gözler öylece akıverdi yurdun o günlerde bomboş duvarları arasında. Sessizliğin adeta dalga geçtiği penceresiz odamda radyomun cılız sesi meydan okuyordu hayata. Daha yeni kaybettiğim dedem gelmişti aklıma. Gaddarca ertesi güne konulmuş hazırlık atlama sınavına o hırsla çalışmıştım. O sınavı geçmiştim ama sırtımdaki kambur düzelmedi anacığım. O kambur belki de diplomayı önüne bıraktığım gün düzelecektir anacığım. Bir gün tabuta benzettiğim bavulu toplayıp sizlerden uzaklara gitmek zorunda kalmayacağım. Elbet bir gün...
13 Eylül 2008 Cumartesi
İncelikler yüzünden | 8
-Sürekli lokasyon değişimi yaptığım için yazacak fırsat elime fazla geçmiyor. Çivi mi var bilemiyorum ama memlekete son bir git gelden ve bayram tatailinden sonra çakılı kalacağım.
-Çubuk Barajı kurumuş, dibinden otlar çıkmış. Ankaralılar'dan su isteyen gyepestoya duyurulur. Yeşilliği ile tanınan Bahçelievler semtinde ise ağaçlar ne yazık ki içten kuruyorlar. Geçenlerde iki farklı noktada iki ağaç devrilmiş. Allah'tan ikisinin de devrilme esnasında altından insanlar geçmiyordu da can kaybı olmadı, olan mala oldu. Belediye hiçbir hizmet yapmıyor diye sızlananlar o ağaçları sulasa da kurumasa o ağaçlar.
-Kaldırımlardaki pislik ise gözümden kaçmıyor. Her akşam yollara bırakılan çöpler akıyor ve sokaklar her gün savaş alanına dönüyor ne yazık ki. Çok değil bina görevlileri haftada bir gün apartmanlarının bulunduğu kaldırım iki kovacık su döküp uzun araba fırçalarıyla deterjanlayıp temizlese de pisliğin içinde yürümesek ve zemin katta yaşayanların evini böcekle karıncalar basmasa. %99'u Müslüman olan ülkemiz imanın temizlikten geldiğini hala öğrenemedi mi? Lafa gelince herkes Müslüman, ama kendine...
-Müslüman demişken; anlayamıyorum Ramazan aylarını artık. Fakirin halinden anlayalım diye farz kılınan oruç dönemini işletmeler iki hurma,bir çorba,bir iskenderi 20 ytl olarak değerlendiriyor? İftar vakti insanlar neden kornalara sarılıp çılgınlar gibi araba kullanıyor?Hani hoşgörü, hani! İki dakika iftarı geç açsak ölür müyüz?
-ÖSYM merkezlerini üniversitelerin öğrenci işlerinden alıp liselere versinler,liselerde ayrı birer stand kurulsun. ÜDS sınavıyla okul kaydını,transkripti aynı kuyruğa koyan üniversiteme ne demeli bilemiyorum. ÜDS'ye ikinci girişim olacak ve ikinci girişlerde müracaat internetten yapılıyor.Buraya kadar herşey normal ama şifrenizi unutmuşsanız sıkıntı burada başlıyor.İki dakikalık işlem için saatlerce kuyruk beklemeniz gerekiyor ve form değil şifreyi istiyorum dediğinizde gişedeki kadın arkanı dön ve git şarkısını söyleyerek kuyruğa gir diyor. Çok komiksiniz hanımefendi hahaha diyerek söylene söylene çıkıp evime dönmek düştü bana da. Ertesi gün başka birisini buldum da şifremi alabildim. ÜDS'ye girecek arkadaşlar varsa başarılar bu vesileyle.
-Şu danışman onaylarını otomatik hale getirseler keşke. Nedir bu hadise diyenler için: İnternet üstünden ders seçip bu seçiminizi danışmanınıza onaylatmak için her seferinde Ankara'ya geliyorsunuz. Halbuki son gün otomatik onay verilse herkes de daha okullar açılmadan Ankara'ya gelmekten kurtulsa fena olmaz mıydı?Olası aksililer için de 5 iş günü tanısalar incileri mi dökülür anlamam. Şizofreni teorim ise üniversitelerin otobüs firmalarını zengin etme gayesi içinde oldukları yönünde.
-İnsanlar neden anarşist oluyor diye kıvranan devlet ÖSS sistemini irdelesin biraz. Puanı tuta tuta ODTÜ'yü yazamamış bünye Hacettepe'nin de direğinden dönünce 6 yıldır toplanamadı. 4 senede bitirenlere başka tabirle 1.,2.,3. veya 4. sınıflara göre ödediğim iki kat harç da sisteme paşa paşa uyacaksının sinir bozucu uyarıcısı. Kız arkadaşım diplomasını almış üstüme mastera kabul edilmek üzere ve hatta açıköğretimden bölümümü de okuyor,kızkardeşim üniversitesini bitirp mastera kabul edilmiş(nice başarılıarını görmek nasip olur umarım ikisinin de) daha ne istersin ey sistem üniversite uzatan öğrencilerden! Zımpara kağıtlarıyla sıraları kazıyıp çatır çatır kopya çekerek ortalamayı yükselten öğrencilerden alın siz o harcı, ya da ya da...Yok yok siz üniversitelerde güvenliğe para vermemek için elini kolunu sallayanın içeri girip olay çıkarmasına müsade edin.Müdahale eden taşa döner.
-2000lere alışamadım.İnterneti ve cep telefonunu verin 90lar'a ışınlayın bünyeyi. Samimiyetsizlik paçalardan akarken 2000lere daha fazla direnecek takatim kalmadı. Yahut 90larda kalan insanlar birleşelim kendimize ait bir sosyal düzen kuralım.
-Pembe rengi kesinlikle sadece kızlara yakışıyor. Erkeklerde cırtlak renkli kıyafetlere alışamamamışken şimdi de pembe trendi çıktı.
-Metroseksüel erkek hadisesiyle beraber erkekler yumuşama sürecine girdi. Manikür,pedikür gibi kavramlar erkeklerin de hayatına girdi. Sokak ortasında ağlayan erkekleri gördükçe yerle yeksan konumuna geçiyorum ister istemez. Nilüfer'in şarkısı geliveriyor aklıma ama nafile. Erkek kibar olmalı,kendine dikkat etmeli kabul ama sokak ortasında ağlayıp manikür pedikür yaptırıp abuk subuk kıyafetlerle de ortada gezerse kantarın topuzu kaçar,kaçıyor da.
-Aldatmak,ensest ilişkiler,eşcinsellik,yok olmaya yüz tutan aile kavramı... Oysa ne kadar uzaktı bunlar bir zamanlar toplumumuza. Amerikan çakması Türk dizileri, televoleler,çakma filmler sağolsun. Televizyondan cnbc-e dvd kuşağı,maçlar, politika programları hariç daima uzak durdum.Dikkat ediniz şimdi de yeni moda eski Türk romanlarını diziye çevirmek. Özellikle çarpık ilişkileri anlatan romanların seçilmesi tesadüf mü?
-Bir de başımıza emolar çıktı. Td'de de mevzu bahsi geçen bir cümlede Japonca, Rusça, İngilizce, Türkçe'yi karıştırmışlar. Mydonose,baykush tarzı İngiliz Türkçesini de geçtim bir de bunlar çıktı.
-İstanbul Ankara arasını 7.5 saate uzatan güzide otobüs firmasına sevgiler. Yok yok 12 saatlik Rize-Ankara arasını 15.5 saatte gidebilen namaz molası,"ekmek molası" veren firmadan sonra söz verdim yadırgamamaya.
-29 Ekim'de Atatürk'ün hayatını anlatan Mustafa filmi ne kadar ilgi görecek merak ediyorum. 1938'den 2008'e kadarki 70 yıllık süreçte Sarı Zeybek'le beraber ulu önderle ilgili çekilen 2. film oluşu toplumumuzun ve aydınlarımızın ayıbıdır.Uzadıkça uzar...
-Çubuk Barajı kurumuş, dibinden otlar çıkmış. Ankaralılar'dan su isteyen gyepestoya duyurulur. Yeşilliği ile tanınan Bahçelievler semtinde ise ağaçlar ne yazık ki içten kuruyorlar. Geçenlerde iki farklı noktada iki ağaç devrilmiş. Allah'tan ikisinin de devrilme esnasında altından insanlar geçmiyordu da can kaybı olmadı, olan mala oldu. Belediye hiçbir hizmet yapmıyor diye sızlananlar o ağaçları sulasa da kurumasa o ağaçlar.
-Kaldırımlardaki pislik ise gözümden kaçmıyor. Her akşam yollara bırakılan çöpler akıyor ve sokaklar her gün savaş alanına dönüyor ne yazık ki. Çok değil bina görevlileri haftada bir gün apartmanlarının bulunduğu kaldırım iki kovacık su döküp uzun araba fırçalarıyla deterjanlayıp temizlese de pisliğin içinde yürümesek ve zemin katta yaşayanların evini böcekle karıncalar basmasa. %99'u Müslüman olan ülkemiz imanın temizlikten geldiğini hala öğrenemedi mi? Lafa gelince herkes Müslüman, ama kendine...
-Müslüman demişken; anlayamıyorum Ramazan aylarını artık. Fakirin halinden anlayalım diye farz kılınan oruç dönemini işletmeler iki hurma,bir çorba,bir iskenderi 20 ytl olarak değerlendiriyor? İftar vakti insanlar neden kornalara sarılıp çılgınlar gibi araba kullanıyor?Hani hoşgörü, hani! İki dakika iftarı geç açsak ölür müyüz?
-ÖSYM merkezlerini üniversitelerin öğrenci işlerinden alıp liselere versinler,liselerde ayrı birer stand kurulsun. ÜDS sınavıyla okul kaydını,transkripti aynı kuyruğa koyan üniversiteme ne demeli bilemiyorum. ÜDS'ye ikinci girişim olacak ve ikinci girişlerde müracaat internetten yapılıyor.Buraya kadar herşey normal ama şifrenizi unutmuşsanız sıkıntı burada başlıyor.İki dakikalık işlem için saatlerce kuyruk beklemeniz gerekiyor ve form değil şifreyi istiyorum dediğinizde gişedeki kadın arkanı dön ve git şarkısını söyleyerek kuyruğa gir diyor. Çok komiksiniz hanımefendi hahaha diyerek söylene söylene çıkıp evime dönmek düştü bana da. Ertesi gün başka birisini buldum da şifremi alabildim. ÜDS'ye girecek arkadaşlar varsa başarılar bu vesileyle.
-Şu danışman onaylarını otomatik hale getirseler keşke. Nedir bu hadise diyenler için: İnternet üstünden ders seçip bu seçiminizi danışmanınıza onaylatmak için her seferinde Ankara'ya geliyorsunuz. Halbuki son gün otomatik onay verilse herkes de daha okullar açılmadan Ankara'ya gelmekten kurtulsa fena olmaz mıydı?Olası aksililer için de 5 iş günü tanısalar incileri mi dökülür anlamam. Şizofreni teorim ise üniversitelerin otobüs firmalarını zengin etme gayesi içinde oldukları yönünde.
-İnsanlar neden anarşist oluyor diye kıvranan devlet ÖSS sistemini irdelesin biraz. Puanı tuta tuta ODTÜ'yü yazamamış bünye Hacettepe'nin de direğinden dönünce 6 yıldır toplanamadı. 4 senede bitirenlere başka tabirle 1.,2.,3. veya 4. sınıflara göre ödediğim iki kat harç da sisteme paşa paşa uyacaksının sinir bozucu uyarıcısı. Kız arkadaşım diplomasını almış üstüme mastera kabul edilmek üzere ve hatta açıköğretimden bölümümü de okuyor,kızkardeşim üniversitesini bitirp mastera kabul edilmiş(nice başarılıarını görmek nasip olur umarım ikisinin de) daha ne istersin ey sistem üniversite uzatan öğrencilerden! Zımpara kağıtlarıyla sıraları kazıyıp çatır çatır kopya çekerek ortalamayı yükselten öğrencilerden alın siz o harcı, ya da ya da...Yok yok siz üniversitelerde güvenliğe para vermemek için elini kolunu sallayanın içeri girip olay çıkarmasına müsade edin.Müdahale eden taşa döner.
-2000lere alışamadım.İnterneti ve cep telefonunu verin 90lar'a ışınlayın bünyeyi. Samimiyetsizlik paçalardan akarken 2000lere daha fazla direnecek takatim kalmadı. Yahut 90larda kalan insanlar birleşelim kendimize ait bir sosyal düzen kuralım.
-Pembe rengi kesinlikle sadece kızlara yakışıyor. Erkeklerde cırtlak renkli kıyafetlere alışamamamışken şimdi de pembe trendi çıktı.
-Metroseksüel erkek hadisesiyle beraber erkekler yumuşama sürecine girdi. Manikür,pedikür gibi kavramlar erkeklerin de hayatına girdi. Sokak ortasında ağlayan erkekleri gördükçe yerle yeksan konumuna geçiyorum ister istemez. Nilüfer'in şarkısı geliveriyor aklıma ama nafile. Erkek kibar olmalı,kendine dikkat etmeli kabul ama sokak ortasında ağlayıp manikür pedikür yaptırıp abuk subuk kıyafetlerle de ortada gezerse kantarın topuzu kaçar,kaçıyor da.
-Aldatmak,ensest ilişkiler,eşcinsellik,yok olmaya yüz tutan aile kavramı... Oysa ne kadar uzaktı bunlar bir zamanlar toplumumuza. Amerikan çakması Türk dizileri, televoleler,çakma filmler sağolsun. Televizyondan cnbc-e dvd kuşağı,maçlar, politika programları hariç daima uzak durdum.Dikkat ediniz şimdi de yeni moda eski Türk romanlarını diziye çevirmek. Özellikle çarpık ilişkileri anlatan romanların seçilmesi tesadüf mü?
-Bir de başımıza emolar çıktı. Td'de de mevzu bahsi geçen bir cümlede Japonca, Rusça, İngilizce, Türkçe'yi karıştırmışlar. Mydonose,baykush tarzı İngiliz Türkçesini de geçtim bir de bunlar çıktı.
-İstanbul Ankara arasını 7.5 saate uzatan güzide otobüs firmasına sevgiler. Yok yok 12 saatlik Rize-Ankara arasını 15.5 saatte gidebilen namaz molası,"ekmek molası" veren firmadan sonra söz verdim yadırgamamaya.
-29 Ekim'de Atatürk'ün hayatını anlatan Mustafa filmi ne kadar ilgi görecek merak ediyorum. 1938'den 2008'e kadarki 70 yıllık süreçte Sarı Zeybek'le beraber ulu önderle ilgili çekilen 2. film oluşu toplumumuzun ve aydınlarımızın ayıbıdır.Uzadıkça uzar...
9 Eylül 2008 Salı
31 Ağustos 2008 Pazar
S.O.S
11 ay bikinili hatunlarla reklam yaparlar nedense 1 ayda birdenbire mistik duyguları kabarır. Sahtekarlıktan mideler bulanırken ricamız ellerini dinimizden çekmeleri. Bir de Fetto nur toplarımız var ki evlere şenlik. Sevgili ateistlerin de Ramazanlarda daha da saldırganlaştığı düşünülürse 3 koldan ataklara hazır olmak icap eder. Durmak yok yola devam(!)
İddialaşmaya gelmez

6 dakika yarıda world class zorluğunda benle iddialaşan bir arkadaşımın hazin sonu. Derslerim de bu kadar iyi olsa ne var sanki.
Etiketler:
fotoğraf-resim,
futbol,
kısa kısa
16 Ağustos 2008 Cumartesi
Los Amantes Del Circulo Polar [ Kutup çizgisi Aşıkları]
(Ç)alıntı bilgiler*:
Yönetmen
Julio Medem
Senaryo
Julio Medem
Tür
Romantik / Dram
Müzik
Alberto Iglesias
Yapim
İspanya / Fransa
Süre
112 Dk.
Oyuncular
Najwa Nimri (Ana) , Fele Martínez (Otto) , Nancho Novo (Álvaro) , Maru Valdivielso (Olga) , Peru Medem (Çocuk Otto) , Sara Valiente (Çocuk Ana) , Víctor Hugo Oliveira (Genç Otto) , Kristel Díaz (Genç Ana) , Pep Munné (Javier) , Jaroslav Bielski (Álvaro Midelman) , Rosa Morales (Sofía) , Gonzalo F. Berridi.
http://rapidshare.com/files/21.....Def.part1.rar
http://rapidshare.com/files/21.....Def.part2.rar
http://rapidshare.com/files/21.....Def.part3.rar
http://rapidshare.com/files/21.....Def.part4.rar
http://rapidshare.com/files/21.....Def.part5.rar
http://rapidshare.com/files/21.....Def.part6.rar
http://rapidshare.com/files/21.....Def.part7.rar
http://rapidshare.com/files/21.....Def.part8.rar
*Linkler de (ç)alıntıdır.
http://rapidshare.com/files/21.....Def.part2.rar
http://rapidshare.com/files/21.....Def.part3.rar
http://rapidshare.com/files/21.....Def.part4.rar
http://rapidshare.com/files/21.....Def.part5.rar
http://rapidshare.com/files/21.....Def.part6.rar
http://rapidshare.com/files/21.....Def.part7.rar
http://rapidshare.com/files/21.....Def.part8.rar
*Linkler de (ç)alıntıdır.
Amaç mı araç mı?
-X takımı uğruna şu kadar kavga ettim,şu kadar gözaltında yattım.
-Eşimi doğumunda yalnız bıraktım deplasmana gittim.
- Burası Çemişgezek semti her önüne gelen yürüyemez.
Aferin size!
Peki hangi görüntü daha güzel?
Etiketler:
futbol,
sosyal kaygılar
Özlü sözler | 4
"Devletler ve ordular insan içindir,insanlar onlar için varolmaz."
Roy Keane
Roy Keane
Pink floyd another brick in the wall eşliğinde kimin ne için varolduğuna naçizane bir bakış açısı. Değerlerimizi savunmak elbette kutsaldır ancak sistemin koyunlaştırdığı sürünün bir parçası olarak değil insan olarak bunu yapabilmeliyiz. Marx'ın kolaya kaçarak herşeyi afyon ve uyuşturma aracı olarak gördüğü ve somut çözüm üretemediği felsefesine inat yaşasın değerlerini sorgulayarak seven toplum felsefesi...
Etiketler:
kısa kısa,
sosyal kaygılar
13 Ağustos 2008 Çarşamba
İncelikler yüzünden | 7
-Bana bir masal anlat baba. İçinde tüm sevdiklerim...
-Her nefeste batan enfes cam kırıkları... Bir çocuğun gözyaşlarındaki sıcaklık... Eski bir araba misali sağ şeride çekildim usulca. Aksın hayat bütün hızıyla. Dokunmasın bana bir süre.
-Peki nerede herkes bordo ceket giyerken 20 yıllık okulunun tarihinde ilk kez lacivert ceket giyen kafasını kazıtan isyankar? trafonun arkasında hocalara yakalanmayalım korkusuyla hızlı hızlı içilen sigaraların tadını özlüyorum rahat rahat günde iki paket içtiklerim yerine. Belki de o hırçın günlere özlemdendir omuzlarıma inmek üzere olan saçlarımı kestirerek eski fiziksel görüntüme kavuşma isteğim. Olan saçlara oldu.
-Psycilere herkesi herşeyi beğenmezler diye kızardım derken Infected Mushroom'a kafayı taktım şu günlerde. Yaşamla ölüm arası giden günlerde sith boyutuna geçiriyor insanı. Halbuki gothic metalciler genelde sith jedi muhabbeti yapar. Neler oluyor bünyeye şu aralar anlamıyorum.
-Sanırım uzattım üniversiteyi 7. seneye. Bu depresiflik buradan kaynaklanıyor belki. Başkalarının fabrikalarını yönetecek, muhasebesini yapacak,parasıyla uğraşacak bir insan değilim. Dünyam sayılar değil başkalarının çıkarları değil ruhu hatırlatan kelimelerdir,geçmiştir,müziktir. Aileme yıllarca yalvardım bırakayım şu okulu diye bıraktırmadılar. İnsana yapmak istemediği şeyi yaptıramazsınız. Kaydımı dondurmakla inadına devam etmek arasında çok ince bir çizgide gelip gidiyorum.Bunun adı yenilgiyi kabullenmek midir yoksa istemediğiniz birşeyi yapmadığnız için kazanmak mıdır? Bir de üniversite sloganını Gazili olmak ayrıcalıktır oalrak benimsemişler. Rezillik anlamında büyük bir ayrıcalıktır,haklılar.
-Deniz görmem lazım. Karada yaşayanlar olarak kendimizi kandırmayalım.En zenginler bile dünya turuna çıkmayı tekneleriyle denizlere,okyanuslara açılmak olarak algılıyorlar. İstanbul gibi iki gram denizin dibinde 20 milyonluk şehirler kara şehirlerinden de boğucu,en azından şahsım adına. Kaş,Side,Datça,Urla tarzı bir yer olsun bir ömür yaşarım gıkım çıkmadan.
-Fotoğraf makinam bozuk olduğu için 320xe resim ekleyemiyorum. Son baktığımda her yer İstanbul resimleriyle dolmuştu. Estetik kaygılar adına E5'in özellikle de sabah 8de fotoğrafını çekmek şart oldu gidersem. Ortaköy camisi civarı ve Büyükadası hariç bir türlü yıldızım barışamadı. Gazi konusunda çok büyük konuşmuştum başımdan atamıyorum. Acaba İstanbul'da mı yaşayacağım nedir?
-İnternette edit seçeneğini kaldırmak şart. Özellikle söyleyip söyleyip mesajını düzeltenler laf cambazlığı yapanlar için şart. Bir cümleyi gerçek hayatta ya söylersiniz ya söylemezsiniz. Sanalla gerçeği ayıran fark bu sanırım. Gerçekte söyleyip istediğinizi söylememekle bu durumu kıyaslayabilirsiniz.Daha neler!
-Mangal.Bir erkeğin kusursuz yapması gerekenlerden birisi. Hele sosyal etkinlikleri kısıtlı bir şehirde yaşıyorsanız arkadaşlarınızı bir araya toplayıp mangal yakmak gibisi var mı? Rakı da açtık mı diye devam eden cümlelere ise bir zamanlar bir ufağı sek ve tek başına deviren birisi olarak tahammül edemiyorum. Çok içmek ve anasonun kokusu ters etki yaptı sanırım.Vastikada ısrarlıydı bir arkadaşım. Kokusu yok tadı da şeker gibiydi diyordu.
-Nereden başladım şu sigaraya yeniden bilmiyorum ama iki ay bıraktığım dönemde çok mutluyumdur. Belki yarın belki yarından da yakın 1646879. bırakma girişimim olacak gibi. Canım çekti aman bir tane yakayım dediniz mi arkası geliyor hem de çok kötü.Hem sevmek hem nefret etmek böylesine bir paradoks olsa gerek.
-Şu esip geçmek nedir bir de onu anlat rüzgar.
-Her nefeste batan enfes cam kırıkları... Bir çocuğun gözyaşlarındaki sıcaklık... Eski bir araba misali sağ şeride çekildim usulca. Aksın hayat bütün hızıyla. Dokunmasın bana bir süre.
-Peki nerede herkes bordo ceket giyerken 20 yıllık okulunun tarihinde ilk kez lacivert ceket giyen kafasını kazıtan isyankar? trafonun arkasında hocalara yakalanmayalım korkusuyla hızlı hızlı içilen sigaraların tadını özlüyorum rahat rahat günde iki paket içtiklerim yerine. Belki de o hırçın günlere özlemdendir omuzlarıma inmek üzere olan saçlarımı kestirerek eski fiziksel görüntüme kavuşma isteğim. Olan saçlara oldu.
-Psycilere herkesi herşeyi beğenmezler diye kızardım derken Infected Mushroom'a kafayı taktım şu günlerde. Yaşamla ölüm arası giden günlerde sith boyutuna geçiriyor insanı. Halbuki gothic metalciler genelde sith jedi muhabbeti yapar. Neler oluyor bünyeye şu aralar anlamıyorum.
-Sanırım uzattım üniversiteyi 7. seneye. Bu depresiflik buradan kaynaklanıyor belki. Başkalarının fabrikalarını yönetecek, muhasebesini yapacak,parasıyla uğraşacak bir insan değilim. Dünyam sayılar değil başkalarının çıkarları değil ruhu hatırlatan kelimelerdir,geçmiştir,müziktir. Aileme yıllarca yalvardım bırakayım şu okulu diye bıraktırmadılar. İnsana yapmak istemediği şeyi yaptıramazsınız. Kaydımı dondurmakla inadına devam etmek arasında çok ince bir çizgide gelip gidiyorum.Bunun adı yenilgiyi kabullenmek midir yoksa istemediğiniz birşeyi yapmadığnız için kazanmak mıdır? Bir de üniversite sloganını Gazili olmak ayrıcalıktır oalrak benimsemişler. Rezillik anlamında büyük bir ayrıcalıktır,haklılar.
-Deniz görmem lazım. Karada yaşayanlar olarak kendimizi kandırmayalım.En zenginler bile dünya turuna çıkmayı tekneleriyle denizlere,okyanuslara açılmak olarak algılıyorlar. İstanbul gibi iki gram denizin dibinde 20 milyonluk şehirler kara şehirlerinden de boğucu,en azından şahsım adına. Kaş,Side,Datça,Urla tarzı bir yer olsun bir ömür yaşarım gıkım çıkmadan.
-Fotoğraf makinam bozuk olduğu için 320xe resim ekleyemiyorum. Son baktığımda her yer İstanbul resimleriyle dolmuştu. Estetik kaygılar adına E5'in özellikle de sabah 8de fotoğrafını çekmek şart oldu gidersem. Ortaköy camisi civarı ve Büyükadası hariç bir türlü yıldızım barışamadı. Gazi konusunda çok büyük konuşmuştum başımdan atamıyorum. Acaba İstanbul'da mı yaşayacağım nedir?
-İnternette edit seçeneğini kaldırmak şart. Özellikle söyleyip söyleyip mesajını düzeltenler laf cambazlığı yapanlar için şart. Bir cümleyi gerçek hayatta ya söylersiniz ya söylemezsiniz. Sanalla gerçeği ayıran fark bu sanırım. Gerçekte söyleyip istediğinizi söylememekle bu durumu kıyaslayabilirsiniz.Daha neler!
-Mangal.Bir erkeğin kusursuz yapması gerekenlerden birisi. Hele sosyal etkinlikleri kısıtlı bir şehirde yaşıyorsanız arkadaşlarınızı bir araya toplayıp mangal yakmak gibisi var mı? Rakı da açtık mı diye devam eden cümlelere ise bir zamanlar bir ufağı sek ve tek başına deviren birisi olarak tahammül edemiyorum. Çok içmek ve anasonun kokusu ters etki yaptı sanırım.Vastikada ısrarlıydı bir arkadaşım. Kokusu yok tadı da şeker gibiydi diyordu.
-Nereden başladım şu sigaraya yeniden bilmiyorum ama iki ay bıraktığım dönemde çok mutluyumdur. Belki yarın belki yarından da yakın 1646879. bırakma girişimim olacak gibi. Canım çekti aman bir tane yakayım dediniz mi arkası geliyor hem de çok kötü.Hem sevmek hem nefret etmek böylesine bir paradoks olsa gerek.
-Şu esip geçmek nedir bir de onu anlat rüzgar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

