-Uzun süre sonra yazmak.Sabah erken saatlerde kalkarak teknesini temizleyen ağını hazırlayan balıkçılar misal.Gemiler,limanda güvendedir ama bunun için inşa edilmemişlerdir.
-Otobüs yolculukları çok yoruyor. Her hafta gidip gelinen Kayseri-Ankara yolu artık ezberlendi. Arka koltukta mutlaka ağlayan bir bebek, bozuk klima ve uçsuz bucaksız tarlaların arasında itinayla aranan ağaçlar. Akla gelenler,söylenmek istenip söylenemeyenler. Arabesk müziğin sarstığı bünyenin yalvaran gözlerle güzel bir film koyun da izleyelim bakışı bazen de yanımdaki adamın hoşsohbet olması için duacı oluyor. Tüm bu çile canımdan çok sevdiğim Tavlusun'a kavuştuğum anda bitiveriyor. Yaz vakti kazak giymek herkese nasip olmasa gerek. Tarla farelerine gitarla verilen konserlerle bitirilen gün için,ertesi günse o kutsal insanı görebilmenin heyecanı için değil 5 saat 15 saat yola katlanırım desem de vücudum kaldırmıyor artık.
-Yüzük kaybetme konusunda sabıkalıyım. Rahmetli dedemin yüzüğünü kaybettiğim için kendimi affedememişken onun yüzüğünü de kaybettim. Hala alışkanlıktır yüzüğü taktığım parmağımı ovuşturuyorum biraz da utanarak.
-Serotonine dikkat ediniz. Toplumda çoğu zaman sadece mutluluk verici nörotransmitter bir madde olarak algılansa da sinir konusunda da çok hassas bir rolü var.
-Üniversite uzatmak seni üzer dediklerinde umursamaz tavırlarla bakardım etrafa. Çevremdeki insanlar diplomayı aldığında birşeyler dank etmeye başlamıştı ama benden iki yaş küçük kız kardeşim diplomasını hem de 10. yıl Marşı eşliğinde aldığında umursamaz gururlu tavırların kendimi kandırmaktan başka bir işe yaramadığına inandım. Belki iki üç yılıma mal oldu ama hayattan dersimi aldım. Gene de zekasına ve kendine güvenmeyip kopya çeken zavallı bir halde 4 yılda diploma alan bazılarına baktıkça başım dik şekilde tamamen kendi emeğile geç de olsa alacağım diplomam için mutluyum. Tabi en güzeli bu işi 4 senede harıl harıl çalışarak halletmek en güzeli; gurur duyduğum kardeşim misal. ODTÜ'ye mastera kabul edildiğinde dünyalar benim oldu. Bu ülkede emekle,torpilsiz ilerlenebildiğini görmek mutluluk veriyor.
-Yıllar bazı şeyleri değiştiremiyor. Hayatımın insanını tanımama vesile olan lisemi saygıyla anıyorum.Kolay değil ortaokul+lise o okulda geçmişti. Çıkarsız tertemiz arkadaşlıklar, hala devam eden bir aşk,anılar... Hala o trafoya gidip yeni nesil Küçükçalık talebeleriyle sohbet ediyorum. Ancak bizden sonra ortaokulun da kapanışıyla Küçükçalıklılık kültürü yok olmuş,hocalar dağılmış. Bundan daha çok üzen 150 yıllık ilkokulumun yıkılarak otoparka dönüştürülmesi. Arkadaşlar söylediğinde inanmamıştım, bizzat gördüğümde gözyaşlarımı zaptedemedim. Koskoca bir tarihi herşeyden önce ilim yuvasını yıkanları bir kez daha kınıyorum.
-Cem Karaca,Moğollar,Barış Manço,Erkin Koray. Çocukluğumdan beri ısrarla dinlerim. Bıkmadım,bıkamadım,bıkamayacağım da. Zamane şarkılarına bakıyorum da cidden azıyorum bu dünyaya. Duyguları alınmış kalabalıkların içinde yalnızlaşan siyah beyaz bir dünyaya merhaba diyen yeni nesilin günahı nedir? Son mutlu kuşak olarak bizden küçüklere anılarımızı aktarmak sanırım bizlerin borcu onlara. Gören de yaşlıyım sanacak ama hani şu 80lerin sonunda 90ların başında çocuk olan şanslılardanım.
15 Temmuz 2008 Salı
Yeniden merhaba
Hala takip edenimiz kaldı mı bilemiyorum ama bir ayı aşkın suskunluğumu bugün bozuyorum. Her insanın inişli çıkışlı bazı dönemleri olur.Benimki de biraz yokuş aşağı bir dönemdi. Durmak gerekliydi ve uzun süre sonra da olsa durabildim. Şimdi yokuşu sabırla tırmanma vaktidir. Kendi halindeki tıngır mıngır bloguma beklerim efendim.
12 Haziran 2008 Perşembe
Hoşçakalınız dostlar
Süresi ne zaman biter bilmiyorum ama uzun süre yazmama kararı aldım. İnatla takip etmiş herkese teşekkürü bir borç bilirim. Olur da hiç yazmasam şimdiden kırdığım herhangi biri varsa da özür dilerim. Birbirinden güzel bloglarınızın daima takipçisi olacağım.
Hoşçakalın dostlar.
Hoşçakalın dostlar.
11 Haziran 2008 Çarşamba
İncelikler yüzünden | 4
-Sigaraya savaşımın 8. haftasında mağlup oldum. 1 paket bitmiş. İki haftadır süren iştahsızlığın üstüne tuzla biber oldu bu mağlubiyet. Tiksiniyorum sigaradan. Dramatik bir anında ortaya çıkmıştı hayatımın. Hayatımı anlamlandıracağını düşündüğüm insanın reddiyle başlamıştı onla serüvenim. Lisemizin yanındaki trafoya gidip sigara içince çözülüyordu sanki sorunlar. Çocuk aklı işte. Yıllar o insansız geçti ama o insanı yıllar sonra tam bulmuşken bu sefer kendi hatamla kaybettim. Geri kazanılır mı bilmem ama bugün o trafo günlerini yadettim adeta. Bugüne kadar içtiğim her sigara için pişmanım ama bugünküler hariç.
-Hatalar insan içindir. Yapılan hata insanlık dışı da olsa bunlar insanın kulağına küpe oluyor belki de hani şu hep bize anlatılan klasik hikaye gibidir durum: Küfürbaz bir çocuğa babası pano alır. Çocuğa her küfredişinde panoya gidip çivi çakmasını rica eder. Küfretmeyi bıraktığında ise çivileri çökmesini ister. Çocuk ilk günlerde küfretmeye devam eder ama bir süre sonra panoya çivi çakmaktan yorulur ve küfretmeyi bırakır. Panodan çivileri söker. Babası ise küfretmeyi bırakmış olabilirsin ama o panodaki izler daima kalacaktır der. Hatalar da işte bu yüzden ders verir insana.
-Yıllardır limitli internet kullanmaktaydım. Ayda 29 ytl olarak gelen faturam son 4 ayda 60 ytlnin altına inmedi. Ucuz etin yahnisi pahalı oluyor maalesef. Sınırsız internete çevirdim. Hiç olmazsa artık ayda ne kadar fatura ödeyeceğimi önceden bileceğim.
-İstanbul'dan gelenler Ankara'yı Ankara'dan gelenler İstanbul'u karışık buluyor. Adeta gizli bir kanun varmışçasına ikisini birden sevene ise ömrümde denk gelmedim. İkisini birden sevmeyenler ise genelde İzmir'i tercih ediyor. Üç İstanbul takımı gibi bu üç şehrimiz adeta. Ya da ilkokuldaki üçlü küme kesişimi gibi. AUBUC dendiğinde o üçlü şekli hatırlamayanımız var mıdır?
-Takımımdan hayatımda ilk kez bu sezon hiçbir beklentim yok. Zoraki uydurduğum beklenti 1. ligden düşmemek sanırım. Şehrin üvey evladı olarak bizim takımımıza yapılacak yatırımların oy deposu olarak kullanılmasındansa şu halimizi kabullenmiş durumdayım. Yalnız belediyenin kuklası olmayan bir yönetimin gelmesini beklemek de sanırım en doğal hakkım. Sadece Erciyesspor'u tutanların kurduğu taraftar derneğimiz ise yegane umudumuz olacak. Umarım birileri tehditler savurarak tribünlerdeki tekellerinin derdine düşmezler. Uzak durmaya çalışsam da tribün tozu yutmuş biri olarak sanırım maçalrda asla küfretmeyen kavgadan gürültüden uzak çizgimi bu yeni oluşumda da yaşatmaya çalışacağım.
-Hatalar insan içindir. Yapılan hata insanlık dışı da olsa bunlar insanın kulağına küpe oluyor belki de hani şu hep bize anlatılan klasik hikaye gibidir durum: Küfürbaz bir çocuğa babası pano alır. Çocuğa her küfredişinde panoya gidip çivi çakmasını rica eder. Küfretmeyi bıraktığında ise çivileri çökmesini ister. Çocuk ilk günlerde küfretmeye devam eder ama bir süre sonra panoya çivi çakmaktan yorulur ve küfretmeyi bırakır. Panodan çivileri söker. Babası ise küfretmeyi bırakmış olabilirsin ama o panodaki izler daima kalacaktır der. Hatalar da işte bu yüzden ders verir insana.
-Yıllardır limitli internet kullanmaktaydım. Ayda 29 ytl olarak gelen faturam son 4 ayda 60 ytlnin altına inmedi. Ucuz etin yahnisi pahalı oluyor maalesef. Sınırsız internete çevirdim. Hiç olmazsa artık ayda ne kadar fatura ödeyeceğimi önceden bileceğim.
-İstanbul'dan gelenler Ankara'yı Ankara'dan gelenler İstanbul'u karışık buluyor. Adeta gizli bir kanun varmışçasına ikisini birden sevene ise ömrümde denk gelmedim. İkisini birden sevmeyenler ise genelde İzmir'i tercih ediyor. Üç İstanbul takımı gibi bu üç şehrimiz adeta. Ya da ilkokuldaki üçlü küme kesişimi gibi. AUBUC dendiğinde o üçlü şekli hatırlamayanımız var mıdır?
-Takımımdan hayatımda ilk kez bu sezon hiçbir beklentim yok. Zoraki uydurduğum beklenti 1. ligden düşmemek sanırım. Şehrin üvey evladı olarak bizim takımımıza yapılacak yatırımların oy deposu olarak kullanılmasındansa şu halimizi kabullenmiş durumdayım. Yalnız belediyenin kuklası olmayan bir yönetimin gelmesini beklemek de sanırım en doğal hakkım. Sadece Erciyesspor'u tutanların kurduğu taraftar derneğimiz ise yegane umudumuz olacak. Umarım birileri tehditler savurarak tribünlerdeki tekellerinin derdine düşmezler. Uzak durmaya çalışsam da tribün tozu yutmuş biri olarak sanırım maçalrda asla küfretmeyen kavgadan gürültüden uzak çizgimi bu yeni oluşumda da yaşatmaya çalışacağım.
10 Haziran 2008 Salı
Larsson
9 Haziran 2008 Pazartesi
Apolitize blog
Blogda siyasete değinmemeye karar verdim. Zaten oldukça da az yer veriyordum ama özellikle bu ülkede ötekiyseniz ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyorsunuz. Mustafa Kemal'in yolu da artık bu ülkede öteki kapsamına girdi maalesef. Hem futbol soslu sosyal bir blog olarak tanımlanan blogumuzun maksadı siyaset değil yeri geldikçe yazılan kendi halinde yazılardır geleceğe bir hatıra olarak. Elbette politik görüş hayatın her yerine yansır ve bu da yazılara yansır zaten. O açıdan tekrar siyasi yazılar yazmaya pek de gerek görmüyorum.
Turkuaz değil kırmızı beyaz!
Bu ülke Hollanda değil, bu ülke İtalya değil.Bu ülke Türkiye. Dünya'nın belki de en anlamlı bayraklarından birisine sahip ülkemizin güzelim renkleri dururken sırf üstüne basa basa marketing(pazarlama lafının çivisi mi çıktı, katletmeyin şu Türkçe'yi!) politikası olarak elin Nike'ının "milli" takımımız için yaptığı turkuaz rengi formayı kabullenemedim. Portekiz maçını izlerken sanki sahadaki takım "milli" takımımız değil de başka bir takımmış gibi geldi. 3 Haziran 2008 Salı
Tezatlıklar ülkesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
